Bu uyarı sesi başlatmadı yankıyı
Uzaktan bakıp tablolamak gerekse vaziyeti
Zor duyguları gözden ve gözyaşından başkasına emanet etmek
Aşkta olanların diyor sair
Aşk Aşk göğün yedi kat üstünden
Yerin yedi kat altından çıkıp gelmiş gibi öyle merhametli öyle azametli
Hayallere konu olmamış bir Ask söyleyin demek isterim sanki
Göğsüme yazılmış hayır yazılmış değil lütuf edilmiş
Göğümde çizili kadın
Simdi soğumuş bir çayın
Aşk alfabesi kadar izaha kalkışım
Aşk ve gökyüzü
Sen ve ...
Özlem ve hayal
Dua dua dua
Hayranlıkla izlenilenin ;
de haydi git dediğini duymadan oturup bi yamaç kıyısına
Sessizce izlemek beklemek bir kaç damla rahmeti
Sesleri getirip susturan esintiyi duymak sağır olmak
Rahat vermeden içinde onlarca taneyi taşıyan bir beyazlar bütününe geceyi anlamlandırmak
Garip bir şey insan olmak neydi görev neydi hakikat
Ne ses ne damla ne beyaz haber
Düşüncesiz düşünce görülmeyen körlük
Gece ve anlam
Biraz susuş biraz dilsiz ve sağır oluş
Geceye anlam bulduran
Beni bensizliğe bildiren
Beyazlar içinde damlalar göçü
Yer yüzünde gezinen tüm parmakları kalbimde gezinir hissederken
Sesinden şikâyet edilen kanatlının lügatından duyulan isyanı
Yüreğimde hissetmeye çalışmak bu
İnsanî kelimelerin oluşturduğu hiç bir metin izaha yanaşmıyor
Söylemek hayli imkân dışı
İzlemek öyle keyifli sessiz çığlıkları
Eylen bir haber ver bırak bu isyanı
Söylen bir ses ver terk et bu sessiz şarkıyı
Haydi korkma tut döş kemiğimden
Aşkı kıskandıran dansa uzat ellerini
Bilirim güldün mü cennet olur yüreğin
Haydi bağır içindeki tüm kalanları
Özlemim özlemine dek düşene vakit
Şehrin fabrikalarından sızan duman sarmadan göğü
Kuşlar sabah senfonisini tamamlıyor semtte
Caddeler inmiyor sahile bilirim buralarda
Ve ihtilal haberi gibi kesik kokuları var köşelerin
Sigarası yarım kalmış esnaf bakışları arasında
Camda güne konu olacak havadis bekleyen kadınlar radarında
Yürüyüp gitmeye çalışıyoruz duyurmadan sohbeti kuşlarla
Tam oldu derken duymadı kimse derken acı bir fren sesi ile bozulan hayalde göz göze geliyoruz
Elinde fırın poşetini taşıyan ekmeğin sıcak köşesini tırtıklayan çocukluk özlemiyle
Geçen raylı taşıtın iğrenç sesiyle kendimize geliyoruz
Yetişilmesi gereken yerlerin varlığı hatırlatılıyor semtte
Bordrolu kimliğimizle yürüyoruz
Ve biliyoruz
Sevda adına nişaneler yok artık bu semtte
Olanları çoktan ticaret hane haline getirdi kalbinden çok cüzdan meraklısı ( adamlar )
Tam olacak diyoruz kuşlar hiç susmayacak hayal bu sefer son perdede canlanacak
Bir şiir yazacak köşede elinde çiçek yağmura aldırmadan bekleyen çocuk titreyen dudaklarına yakışır bir cümle bulacak
Birden aklımıza geliyor onlarca sene aynı kaldırımların aynı taşlarını ezber edip bir adım öteye geçemez oluşumuz hiç ayak izi bırakmaya hak verilmemiş kaldırımlar geliyor dile
Kimlik sorulmuş, memuriyet belgesi istenmiş çocuklar geliyor yamacımıza sohbete
Sigortalı işleri olmayan hayal ekmeğini bölüşen çocuklar onlar
Kuşlar şimdi gitmek saklanmak üzere
Şehre şimdi cüzdanları kafaları kalın insanlar ayak basıyor
Ve köşeler kalabalıktan geçilmez halde
Yine de bir başka sabaha söz veriyoruz
Bordrosuz Aşk işçilerine sohbet bahsinde
Aşksız ve banka dükkânlarıyla dolu yerlerde
Yine de pes etmiyoruz
Gökyüzü Aşkın olana dek hayallerimizle
Bir sabah titreyen ellerde çiçeklerle
Dudağımızdan çıkıp sonsuzda duyulacak bir şiir hayaliyle
Dinlemiyor beni zaman ey kadın
Geçip gidiyor diyorlar yaşından şikâyetçi olanlar
Dur diyorum öyle bekle
Taş bekliyor ocakta kırılacak
Mandal tutmuş kirler öyle bekliyor
Kırmızısı karışmış şiirlere yudumun
Masamda yazılacak sen öyle bekliyor
Hadi yarınlar var gideyim tut elimden
Kendime…
Durmuyor sevdiğim âlem durmuyor
Taş çalıyor masada o yeni erkek
Kelimesine akıyor kızın sesi
Beyaz kahve kırmızı mavi
Dört demir çekiyor beni
Nöbetçi mi bilmem ki
Demdim işte beni de götür
Yarın benim doğumum
Ey kadın sana yar olam
Sar beni
Ruhumdaki karanlıklardan sebep ateşle sınanan ev aydınlığı tütsülere birde ben ekliyorum gelmesi gereken yerler listesine
Hükmedemiyorum tıpkı sabahları dile gelen hülyalı rüyalarım gibi gölgesine
O yansıyor ben duruyorum kör ebe oynayan çocuk gibi sandalye üstünde
Varıp yastığa bir hal bildirmek için yeter diyorum geceleri âşıkların olur şehirler
Sende kendine tüteni haydi söndür geceleri senindir
Sabaha köz tutmuş uyanmamak için bu veda
Yoksa hangi rüzgâr dindirir sesini
Yastıkla gölgen arası saklanan bu yaşamda kimin
Nimette leke kadında şiir erkekte irin diye duran bu şeyde nesi
Neler söylüyor ve kimin kelimeleri
Hangi yurtsuz postacı getirdi bu yaşamı
Ne dinliyorum diyebilirsin
Tütsü söndü diye cennetin kokusunu söyleyenleri akreple yelkovana teslim edecek değilim
Sevgilim sana
Nasıl doyar ki insan
Ruhumun her zerresi Afrika bebekleri gibi sensiz ve kendine yapışmış özlemlerle dolu
Her yağmura her damlaya kelime olup anlatsam seni yağsan şiir şiir her yer yüzüne düşen rahmet tanesinde göğsüme yine de doyamam ki sana
Güne güneşe kanatlılarla kanatlarında mektuplar yazsam seni anlatsam
Her sabah başıma vursan koşup baksan sana iliklerime kadar yaksan beni ne bir gölge arasam ne siper sende kaybolsam
Yine de sensizlikten kuyulara atılmış olmanın hasretini dindiremem ki
Neyle söyleyeyim ey aşk seni sana
Haydi deyiverin hangi coğrafyada hangi kelimede kalu bela şiirinin sesi
Öyle özledim ki
Her şey böyle başlamadı
Yarım kaldı şiir
Girdaplarımda ısıtılmış kelimeler oturmadı sıralara
İhtilal çağrısı değildi muradım
Kurutulmuş bir gül kadardı hayalim
Yürüdümse varamadım eşiğine sesin
Masada şiir kaldı
Toprakta sesim
Geçip giden günde hüvviyetim
Şimdi çok sesli tütünü şahit biliyorum
Kaynayan kazanda yer edinecek kelimeler çağırıyorum caddeden
Seslendimse de sayılmadı sualden
Ezberlemiş yaşamdan arda kalanlarla ibrik tutuyorum gölgesi değmemiş sözlerime bir gece
Güvercinlerden sual edilen yerlere getirdiler
Sesindeki cemreye susamışken,
Bileğinden tutamazmazsan Aşk diyen bir diğer şah ritmini,
(göğe çiçek eker gibi)
Doymaz yüreğin deyiverdiler
Mektuplar saklı örtüyü masaya rapt eden hayaller arasına buyur edip
Olup bitene izah sorgusu bilmeden
Dumanı; seher vakti dağlardaki kavuşmalardan
Kokusu; geçtiğin sokaklardaki ıhlamur cennetinden
Tadı; köşelerde beklemiş sevdayla sulanmış
Kalbini gözlerinden gördüğüm saniyelerden
İnce gönüllü çay tutamacından sordular adımı
Saat sayı bilmez sözleriyle, el kaldırmaya müsaadesiz yön tabelasına haydi derken
Sen gönüllerden lütuf şiirlerin habercisi gözlerle seslendiler
Kanatlılar dilinden
"haydi, bu gece bir yudum"
Bir bardak aşktı niyazım
Mum uyudu ateşe, ruhumdan sen aydın
Sabah üstümüze yağıyor sevgilim
Esip gelen gül kokusu siniyor yüreklerimize
Gül gözlerin doğuyor güne
İçimizdeki sevdadan
Sesinin sözünün özleminden
Köşede bekliyor serçeler
Sevgilim dilim lal
Yetiremedim yetişemedim
Sabah üstümüze yağıyor
Tariften öte izaha kürek çalmak kürek vurmak sanki
Çölün ortasında bir gemi ne dalgası ne eri
Götürmez gönülden öte vuslata hiç bir sebep
Aşk şehrine yağar ellerinden ademin
Sonsuz bir Aşk havvadan gelen sesi
Dün dizindeydim çocuk, al fa ve besini arardım
Bir rüya de urganım sabah doğana akşam yetişemeden gidene
Kaç yurt çiğnedim hangi yurdun ismiydi gözleri
Ayağımız yerde değildi anladım almıyorlar mı şiirleri pilot amcalar
Ve vermiyor mu cenneti örgüsünde taşıyan kanatlılar
Çocuk bişey dersin sen
Geceye doğar mı güneş
Adını söylerse çözülür mü cennetin sesleri
Çizgi çizgi takip için miydi
Bir harfi bilmeden nasılda söyledi
Ya çocuk senin ismin neydi
Bak kelebeğiyle getirdi suları yollara, mektubu yurtsuz postacılara
Çocuk kaç harf gerekti
Uzat okusun gözlerine sarı salkım saçlarıyla ismini
Bir cimcime önüm sıra doğum belgemi işaretledi
Ekmeğin neresinden bölünecegini söylediği vakitleri olurmuş
Beyaz kedinin yol kesip hal sorduğu geçitler olurmuş
Köşesinden bir lokma tadan erleri olurmuş şehirlerin
Ki kacarsak yakalanirdik diyen gerçekleri insanların
Beyazı giyince dağ ve kadın nasıl biriktiyse adem onların eteklerine
Gidenleri de olurmuş güne esince derinden sabahin bekareti
Bir örgü bir kedi bir birde köylü
Kan aktı dağlar eridi
Yol çevirmesinde gözlerine okundu ismi
Giderse asfalt çalacak sazı
Kalırsa şehrin igrentisi kokacak yüreği
Ah ulan kedi senin mamanı kimler yedi
Ve sonra
Dağlarda kadınlar için beyaz
yollarda kediler için levhalar
şehirlerde fabrikalar için cinayet
Evlerde sofra erler için kör lokma
Ruhlar artırmaya doğru akmakta
Bir ekmeği neresinden bölmeli
Annem bana bunu hiç söylemedi
Gün aymış öyle dedi kum saati
Nasıl çıkılır anne bir hayalin koynundan
Hangi su yur içimde akan özlemi
Ruhumda çağlayan sevdayı hangi libas gizler
Kiralık odalarda sabahlamış çocukken
Nasıl gidilir taş kırmaya ekmek bölmeye
Bir fincan aşk dedim
Öyle baktı gözlerime
Yağan kar değilde vuslat olaydı
Bölmeseydik ömrü orta yerinde
Sabahlara bir dilekçe sunaydı
Çocuk ve Aşık
Hayal ve emek
Kaybolmuş sesimde kendini arayan kanatlılar gibi sabahlar
Aynalarda bulduğum
Yağmadan donmuş bir kartanesi
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.