İki cephe arası verilmiş hayal toplama vaktindeydi oysa
Seher vakti dalan kalbin kapanan gözleri içinde bir kapı çaldı
Betondan görülmeyen dağların sırtında yeni belirmek de olan güneşle gelenler vardı
Eşiğin önünde iki çift göz cennet habercisi
Adım atmak için izah ve sükûnet bekleyen
Davet edildi lütf olundu gelişler
Ar duyuldu meskene sinmiş tütün kokusundan
Açıldı pencere kuş sesi girdi cennet habercisi iki çift gözle yeryüzü mahzenine
Seher vaktiydi pili bitmiş saatin tık sesi
Verilmiş hayal arasının son demi
Mutfakta çay kokusu dolaştı
Meskende cennet sesi
Birden oluverdi her şey
Gün doğdu ara bitti
Kalbini dinlemeye dalmış yaratık için gerçeğe yüz tutma vakti
Her şeyi başlatan ve bitiren
Bir sabah dilekçesi
Beyaz haberler duymak hiç bilinmeyen görülmeyen
Zamanlardan mekânlardan
Susmak bile güzel dedirtenlerden
Varlığına ve yokluğuna hamd edilenlerden
Hep beklenen yine beklenen yedi tahta altında olsak dahi beklenenlerden
Beyaz haberleri getiren türkülerden
Sevdadan hasretten yana nasibimizden
Yeni güne yeni ömre umutlara
Beyaz haberlere
Ve yalnız
Aşk'a
Yazılmasın hasret gayrı arzuhale
Gözlerinden okuyorum İbrahim
Veresiye sözlerim
Solda yeşil sağda mavi
Üç çiçek bulduydum
Üç hayal tan yeri
Sonra tüm gönül keşfi
Geçtim derken eşikte
La sesi
Tam söylerken ince yeri
Gökten düşüyor çiçek demi
Beş kalmış beyler sırasından
Şimdi okuyorum kalbime şiirimi
Kum saati içime doluyor çiçeğim
Yurduma çivilenen rengin diyorum
Sesine yakın perde aratmadan dört kollu haydiler besliyor
Çekip sol cenahtan paslı yerleri senli yerlere bırakıyorum
Hazır oysa bir kadeh içinde kir pas nasipsiz lügat
Sen yağıyorsun ya kevser oluyor yollarım
Dakikadan az kalıyor artık
Harman yerinden sesleniyor çekiç
Bırakmıyorum ihtimale
Kum saati seni seviyorum
Saçları yıldızlar süslü bir kız ağladı hiç susmamaya
Şehrin korkakları camlarda
İrin yolları tıkalı sokaklarda yer altı kokular
Son söz damlıyor abdesti bozuk çatıdan
Gök yine kabarıyor lügatlarca
Aşkın gölgesinden kanat çarpıyor birkaçları
Oyundan çağrılmış topraklar göğe gidiyor
Merdiven çoktan hazır
Hırsız kelimeler kahvaltı saatinden
Jelatini sallıyor rüzgâr
Eskiler kayboldular yeniler nerdeler
Şehre gözleri yağdı bir kızın
Köşede bir bilge nine
Baharlar içine dönenlerin türküsü dudağında
Ne razı yardıma ne duaya
Değnek çalıyor kaldırımlara
Herkes kadar dinle beni İbrahim
Bak can içreme
Mandal tutarken yaprağı
Çan çalmış ellerimden sor
Hangi gün var üzerinde
Rengini söylesene sesinin
Kaç adım sayıyor kendine
Örgü diyorum İbrahim
Arzuhalci kelimesi var mı sende
Müsaade etsin yosunlar
Sar beni kanatlarından
…
Köylün olayım
Sor beni, vursun yüzüme rengin
Eylen hele zaman, söylesem türkümüzü
Vuslat bilmez mor çalmış ellerimden sor
Çiçeklerinden gizli
Yön bilmez hayalin göğüme yaslan öyle sor
Var çekme sesini el et âleme
Dursun yerinde gölgemiz
Adın bilen âlem
Kanat bükmüş yol soruyor
Az ötede yaprak saklıyor senden
Ey can içre
Köylün olayım
Adım sor
Çarşaf satan tüccarlar gibi bak diyorlar
Çarşafları değiştir rüyaları unut
Terli telaşların kör dilencisi gibi yaşa
Hadi len çekip dünyaya, koşuyorum sana
İçimdeki çocukların elinden tutup izliyorum seni
Göğümü değiştiremezler biliyorum
Adın diyorum ey dilekçemin adresi, gönlü gök kokan hasretim
Özlüyor ve seyrine ruhumu işliyorum
Harman yerine çağrılmış bir sabaha koşar gibi gidiyor aklım
Sesin, nerden geliyor ruhuma dileğim
Şu misafir senden midir?
Sorsak söyler mi kentleri
Dilesek getirir mi dilekçemi
Sabaha değil yaşamaya uyanmış gibi yüreğim
Takvimlerin, içinde kendine varmayan geçişlerin sayılarına aldırmadan sesin kokuyor hülyalar rüyalar
Aşka memuriyet sormakla görevliler beldesinde görmüştüm ilkin
Yüreği kanatlılar cihanı sevdayı
Öyle bir köşede o an yeşermişti bu âlem
Ki..
Kalu belada adını ezberlediğimi bilmeyerek
Adının yanında ansınlar diyedir bu hadsizliğim
Eşya gibi yaktıkları zaman ses veremedikse de
Göğsümden göğüme yazılana bir dilekçe için
Çiçekli sesler olmaya geldim
Belki sondan sayar vakti yelkovan
Sevdadan göğüme yansıyanları yazmak için el verir âlem
Dört harf tek heceden ibaretken sesim
Karışmaktan yapılmış yağmurlar getirmiştin
Terazisi bozuk sokakların rengine çalan
Hepsine isyan cebimde saklarken mendilini
Vakitlerden haber verirdin
El uzat
Dur
Dön
Söyle
Neredesin
Orası ki notaları kalu bela
Sokak başı bayat çay
Tebalaya yazmışlar ismimi
Yasak
Ki çağırdı beni nasılsa gece sabahı
Kapı önleri bayram çocukları
Burası sahiden neresi
Kaçında yaşamın kum tanesi
Bir akşam vakti
Dilekçesiz çiçekli
Adı Yusuf olmuş
Züleyha olmuş
Leyla Mecnun
Ölmeyen Dirilten
Dirildikçe öldüren noksanları
Buralardan ötesinden bir ses bir ışık
Hakkın tecellisi
Var oluş müjdesi
Karanlık duvarlara
Aşk saçan harfleri
Tüm sesleri sağır eden ses
Bilinenleri bilinmez
Bilinmezlere talip olan
Harflerin hecelerin yetersiz
Duadır çaresi
Bir kapı
Bir ses
Susmak ve dua..
Aşk...
Merhamet ey Rab
Aşk ey Rab
Yalnızca Aşk
Tariften öte izaha kürek çalmak çapa vurmak sanki
Çölün ortasında bir gemi ne dalgası ne eri
Götürmez gönülden öte vuslata hiç bir alın teri
Aşk şehrine yağarken ellerinden
Mektepde Elif Lam Mim
Sofrada tanımsız cisim
Aynada dilekçe sesleri
Adem tarlada arıyor
İki yaşam arası Havva'dan gelen sesi
Gökten dolduruyor ibriğini sevgili
İkindi ayininde çamurdan laaa sesleri
Beni bağışlama tanrım
Şehrin sokaklarında seviştim geceyle
Meryemi söğüt gölgesinde sordum
La dedi kuzeyde senden asılı duran
Yetinmedim sordum, ürkekçe bakanlardan fısıltılar
Sarhoş ışıklardan karanlıklar
Az daha yukardadır isa dediler ,doğurganlar ölüler, kaluda belalar
En iyisimi konuş benimle
Yahut al elimden kalemi
Soğuk döşeklerden peydahlarken kendimi
Avluda buldum gölgemi
Selamı vermeden tüketmedim elbet
Son sefer ilk durak
Doğunca Aşk yeniden yaşamak
Üç merdiven çıktı cesetim üstünde son çırak
...
Beni bağışla yada Tanrım
Ateşimi rüzgara sen diye saldım
Harf nedir bilmez iken heceyi eritecek ateşin keşfine daldım
Bu bahçede çiçekler
Göğsümde açan alfabe den arzuhaller
Sen beni bilmez misin Tanrım
Rahle rahle anlatıyordu kum saati
Çamura değmek istersen çevir gönlünü der gibi , toprak ve sen
Yetmiyordu elbet erişmek için eriyen hecenin şavkına elimdeki gök izi
Daha başka sancılarıda var harflerin
Karıncaya değen ateş topu
Mevsimi doğuran masumiyet
Esen ama susmayan, harfin başlattığı yangın
Dökülürsede kumdan geçmiyordu yaşamın izi
Yaşamaktan yapılmış bir ses
İçimde sırasız alfabe
Ruhuma dökülen çok sesli dilekçe
La dan kalu ya başlayan
Yeni bir lisan ile
Bir gün yedi dağın sisinden bir çiçek
Tüm damlaların sesinden geçerek
Kurak ve dağlı bir durak
Saka ve su
Tütmeyen sözlerle yeniden dirilmek
Gel hiraya gidelim sevgilim
Onlar bizi kerbelada bilsinler
Gel biz örelim yeniden korunan koruyacak olanın sonsuz ağını
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.