Ataların yurt edindiği yerlerde sırtıma sarılmış bir sepetle yürümenin mutluluğu
Hayatın kayıplarının umutsuzluğu
Tabiatın ve duanın umudu
Yaylanın tam ortasına serilen kilim
Taş üstünde kaynayan kara demlik
Büyüklerin anıları ile geçen bir gün
Dağlıyız nihayetinde diyor şair
Dağın en yamacında yürürken özlenen
Temmuz güneşinde erimeyen kar kütlesine koşan deli
Sesin yankı yapıp kendine dönüşünü duyan bir güvercin
Yürümek var onca hegemonyadan kurtulup bir dağ başında insanca
Aşka yürür gibi
Kavuşamaya yürür gibi
Ölüme yürür gibi
Taş ve sopa
Iki köylü karşı karşıya ...
Kanatsız göçmenin ağrısı
Seher vakti uyanmanın çaresi
Göğe bakmadan söylenen sözü
Kanatlılar diyarına gönderebilmek
Çağrılmış nice sesin
Susulan sofralara gelmesi
Vakitsiz söylemi minarenin
Eşik den kapı aralığına
Yol sonu tabelası
Vakitlice terbiye edilmiş iri kelimeli varlıklardan
Karanlıkta kaçar adımlarla yürüyen
Yokuşun keskin dönemecinde soluklanırken
Çöpten çıkan kediyle söyleşen
Durdurup tarifeli oturaklı götürgeci
Ayakta olanlara hesap sormak isteyen
Yine de sabaha ertelenmiş sözlerin gecesinde
Geceye ses verene eşlik eden
Körlük derecesi karanlık bulutlar
Sağırlık azmi kadar suskun gevezelik
Görev saati yaklaşan tarifeli varlıklar
Heyhat...
Alınan abdestin su dökeniyken
Elde ibrik boyunda havlu hazır beklerken
Gün batımına şahit balkonlarda seslenirken
Yol sonu karlı bir günde
Vedanın ertesinde
Yarım kalmış şairin şiiri
Bilmek ah bilmek ne çok istiyor insan bilmek bilinmezler ve bilinenler
İçimde kelimeler var...
Dizi dizi kimi elinde tırpan
Kimi göğsünde çiçek
Kimi harman yeri
Kimi sahipsiz köpek
Kelimeler var içimde dipdiri
Âlemden uzak sesten suskun heceden yalnız
Ağaç altı bir ulak
Hepsi bilinmez hepsi bilmek isteyen
Ah bir gün şair olursak ah
Mevzide çocuk olmak yasaktı
Hem 17 lira kadardık
Soldan, düşür dedi çizgili oğlan
Oralar başka
Seni sabaha saklamıştım
Nasip ihtiyara
...
Üç rakam, koridorda debdebeli terimler
Ya çaresi
Küfür gibi isimler, birde nöbetçi
Kepçem evde kaldı dedim
17 yaşım sanki
Bayram sabahları, iri gözler
Yakasında adı yasin
Soğuk odada ayrılık
Yeşil mavi sarı çizgiler
Evet, son iki rakamda gizli adresim
...
Uyanın üstüne kar yağıyor derdi anam
Sabahları seninle söndürdüğüm bilmeden
Beynimde düğün var sabaha beklerim
Ücra köylerdekinden acı değil ya
Haydi bir yudum daha
Miladi gündür demin dumanı üstünde bekler
Beni yazmışlar çeteleye utanmadan
İnanmıyorum ki gömleksizlere
Devriyesi gelir devletin
İşaret; kara demlik
Sabah aynı yerde ihtiyar
Parola;
Senden başkasına diyemem
Yokuşun zorluğuna ayak direyenlerin tozundan yapılmış imiş bilemedim
Sinemden birikenleri, cennet gönlüne can suyu versin diye sırtımda gezdirdiğim testim
Can olsun diledim sevdaya
Lekeledim ak toprakları
Bilemedim sırtımda eriyen testinin tozlarından gelecek ziyanı
Toyluk dinlemedim durup işaret beklemedim izahtan
Bileyledim sevdayı bilinmez iç sesler cenginde
Vardımsa da ayrık otuna değil gül dalına değdi elim
Can derken kan oldum da
Varamadım yar eşiğine
Yardım yaraydım sırtımdan içime işleyen irini silmeye dağ aradım
Hepsi bir dilekçe bir koşu bu
Gün doğdu sana diledim
Şiir dedimse de gül dalına yara imiş sesim bilemedim
Gece yağmuru ağırlıyordu şiirin nöbet vaktinde
Ayazdan dudakları çatlamış bir şiirdi durup buradan izlediğimde gördüklerim
İsyandı yankılanan, yayılan, var olan isyan
Kusur arayanlar beldesinde yeşermiş bir çiçeğin her zerresinde var olan şiirden, anlamayanlar topluluğunda aranan sadece kusurdu
Oysaki cennet saklı olan bahçeleri gölgelerle sınamıştı hayat
Kusurlu bir işti vaktin bu anında yanında bulunduğu duygu, kusurdu çünkü onların dilinde kusursuz olmalıydı kusurlular ilinde var olan, kusurdu aranan onda ve isyandı sebebi vaktin ve duymaktı kendindeki aksi sedayı isyanına sebep olan
Vakti vardıysa aşkı beklemenin, beklemeyi bekletmeye yeminli adımlarla açtı penceresini
Yeşermişti çoktan ayaza gölgeye ve kusurlu gören gözlere rağmen
Vaktine bakmamış olmalıydı ki yan odada ömür saatinde sona gelmiş tanıdık yabancıya aldırış etmeden susadı göğe cama koştu araladı dünya ile arasını buyur etti isyanı kendine,
Ne ayak sesleri
Ne giyilmiş seçilmemiş entari
Ne kurdelesi kesilmiş memuriyet
Ne gölgeler
Nede ayaz
Kendinden gizlenmenin bir sonuydu bu
Duyduğunda tuzlu sudan çığlığı
Henüz bilmeden bu gerçeği
‘’ Aşk isyandır kural tanır mı? Kusursuzdur kusura da bakmaz ‘’
Aşka ve isyana açtı kelimelerini
Askerler uykunun en tatlı yerinde tutulan nöbete söverken
Gece gündüzden ayrılığına henüz alışmışken
Bir isyanla geceyi ve söylenenleri umursamadan şiire sebep bir zaman ayırdı kendinden
Sonsuzdu yolu cennetti yeri
Oda dar ve havasız, yazan gizli sırları kalemdi, defter sırlı hazine
Mart ayazında merhaba demişliğin hatırasında, yeni bir sabaha çiçekli şiirler biriktirdi uykusunda
Bu nöbete kendisi çıkandan başkası bilmedi şiirin 1-3 nöbetinde söylenenleri
…
Duyduğu ses kendiydi kendinden öte kendine seslenen bir ruh gördüm bu gece 1-3 nöbetinde
Kışlık ceketin iç cebinde tam göğüs hizasında duran bir mektubu okumak hayatın tam orta yerinde
Kıyıya vurmaya hevesli, içindeki hengâmenin sesine tepki taşa biçilmiş fatura karşılayan yorulan vuran varan dalgada
Sessiz oysa gökyüzü kendimiz gibi hayli kalabalık sessizliklerde
Dönmeden duran
Naylon kokulu döşekler
Kelimeye geçmese bari dediğim koku
Yerden kesilmiş
Yere gömülmüş zihin
Eller ve yüz
Aksinde irin
İşte kuyu
Kör ol ve düş
Düşme ve öl
Diriden gerekçe ölüden miras
Yorgunsan yak
Haydi dilen çarşaflar kadar
Dön ve dur
Son saati mahşerin
Yetimler kadar dayak
Söz ve isyan
Kirli ve utanç
Yerli ve kuyusuz şimdi durağan
Ha birde edilgen bir yaşam
Keşfedilmemiş coğrafyanın şarkısını söylüyor
7'den kalma naylon süsleri
Toprak altından miras
Yeryüzünden borçlu
Geceden uyanmış Sabaha nöbetçi
Haydi, kuyu aç kollarını
Düştüm işte tam şurası
Bu defada elimde kaldı çıtalıdan yadigâr o gitti ben seyreyledim
Gökyüzünde eşlik edeyim derken rengine
İsli ellerimde kaldı uçurtmamın ipi
Ağaç gölgesinde taşa bağlayıp sohbet edecektik
Yüksek hapishanelerin asansöründe mahsur kaldık
Göğe yetişmek için toprağa değmeyi dilerken
Asansör yönü gösterildi yeniden
İşçi sınıfı otel penceresinden göğe karışan şiirin hakkını veremedim
Balkonumda çiçekler olan yerde değildim
O gitti bana seyri kaldı yeniden
Ah ellerim ki beni bende boğan
Ya sen deli çocuk gönlümün içinde ölüp ölüp doğan
Göğe gitmek vardı tarifesiz
Hesaba düşen yine
Akbil dolduran akıllı makina sohbeti
Ah çocuk uçurtmam yine takılı kaldı bir elektrik direğinde
Bir dağlının arayışları
Haykırışları
Bir dem ağaç gölgesi birkaç mısra
Veda edip gün batımında
Seher vakti sislerin arasından yeniden doğuşların izlenimi
Özlemler
Durup beklenen sahiller
Hasretler
Dostlar
Ve ...
Kaç şehir kaç gün batımı ve doğumu
Ve yalnızca ...
Nasibe düşen
Türkünün tam ortasında solunan tütün
Kirpiklere inen sabah çisesi
Yol sonu şehir ortası yeşillik özlemi
Bir dağlının iç çekişmesi
Bir deniz kıyısında bulduğu
Hiç kaybetmediği
Hiç hak edemediği
Rabbe giden
Aşka giden
Sonsuzluk habercisi
Yolunu aydınlatan bir ...
Ormanın ezgisine kulak verip yürüdüm gölgem önümde
Ellerime tutuştular bir ateş çemberi
Ben miydim sahici gölge mi?
Ateş kimden yansıtıyordu bu gidilen yönde
Nerde bu çocuk dersen
Bir ah çekimi en Aşkla dolu köşede bazen
Yokuşun bitimi yol kenarında çarşı ekmeğini bekleyen bazen
Boyundan büyük selelerde intihar elbiseleri katlayandan habersiz
Bi çeşme önü erkeklik ispatı seferinde
Bayram sabahları yüzüne okunan selalar sesinde
Dağdan habersiz orman içinde
Nerde bu çocuk dersen
Bıraksalar yaşayacaktı sedyede söylediler kulağına ismini
Düşmüştü kaldırımdan göğe
Büyük İşler bilenleri tutup getirdiler
Dehlizlerine tutulan fenerden öldü diyemedi yemini olanlar
Yetmedi dedi herkes sıra sıra dizilip
Oysaki kara yüreklerine sığmayan bir küheylanı kestiler
Taş dibi abdestsiz şehirde bilir kişi
Ölümü çağıran yaşam ve terli çocuk minderin iki ucunda
Kaç istifa kurtarır içindeki işçiyi
Taş kırmadı kalpler kadar, oysa
Evet bu belası mürekkebin
Çıplak korku
Beyaz üstünde kara çiçek lekesi
İzaha yetecek kelimeri mandal izinden belli olanlar vardı
Birde keskin çağırışımlarla dolu iki çift göz
Tanıklık edebilirdi nicesine üstünde listesi olmasa ticaretin
Olmasa mesai saati gönül söylerdi kelamı
Akıp duran gözleri
Çarşıda görmüş sesimi bilenlerden biri
Satılmasın diye sözlerim kedi sevmez ahaliye
İskembede abdestsiz iki bacak bulmuş zabıta
Sormuş kim bu tezgahın şairi
Sandıkta okumuştum demiş memura
Ölmezmiş tadan bu şaraptan
Ki nasıl ölür yolun ortasında öğretirmiş yaşam
Aynada beyazların dan arınan erin yere döndüğüne kızarken kadın
Silinmiş hatırası dirilirmiş göğsünde
Nerden bilecekti ki memur akmazmış ne sevgisi ne suyu bu evin
İbrik tuttuysak irinde yutmadik dediysede nafile
Pazar yerinden kaçmak yapıştı bir kere peşine
Sütünden kokana sormuşlar
Duvardan sökmüş dilekçesini
Az biraz yeminler kadar varmamış eli terlikden öte göğüs hizasında duran yere
Dostundan sorsalar gelmez demiş
Kim bilir hangi ham meyvenin dibinde
Üç dirhem demiş memura bakmış nafile
Bakmak istemişti belkide en güzel yerinden ateşe
Tek güzel kıvrımı tutuşmuş
Damla sıcak
Toprak kurak
Pencere açık
Bari kimse bilmese giydiği çorap üç delik
Merhaba,
ölüden pamuk saklayan seslerim
Diriden ölümü isteyen gerçeklerim
Duvardaki çizilmiş el
Yanına ismini yazmanın şehveti
Yolda geriye dönüp bakan kedi
Mabede girmesine izin vermedigim kedi
Koynumda yüzümü yalayan kedi
Saçlarında aşkı taradıgım beyaz kedi
Merhaba,
Göğün damlalarıyla seviştiğim
Şiirin sesinden çaldığım
Kalbimi genişleten koku
Gözlerimde gözlerine dilekçe heceleten
Çizgili deftere resim cizdirenim
Ömrüme adından yansıyanım
Merhaba,
Özensiz kelimelerim
Özensiz ve vakitsiz irinlerim
Yaşamaktan sandıklarda gürültü edenlerim
Dibe indikçe azalan geçmişim
Göğe vardıkca azık aşık birikenlerim
Merhaba,
Pazar sohbetlerine ek seslerim
Yanmak için yan yatan diriliklerim
Yükler kadar hesap soran seslerim
Susmayan susturan bekaretim
Tezgahda köpükle raks eden edepsizliklerim
Duvarda terk edilmeyen sislerim
Merhaba,
Sonsuz huzurun sesi
Hüdayinabit izlerim
Doğurganlıktan öteye atılan kadın
Üç çiçeği bilmeyen erkeğim
Köşelerde bekleyip düzlüklerde kaybettiklerim
Toprağın altında dirilen çiçeklerim
Ağrısı solundan tüten gecelerim
Merhaba,
Hepsi ve hiç biri
Yeniden ve tekrarı
Yaşamı ve ölümü
Annemi ve memeleri
Kadını ve şehveti
Aşkı ve letafeti
Dirilmeyen isa
Sevişen meryem
Veresiye defterindeki aşk
Bankalardaki çocuk
Tabutlardaki doğum
On yedisindeki bayram
Altisindaki intihar
Otuzundaki kayboluş
Yeniden ve hiç biri
Merhaba ,
Göğüs kafesimi delen Aşk
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.