Dilekçe Hayalcisi

Dilekçe HayalcisiDilekçe HayalcisiDilekçe HayalcisiDilekçe Hayalcisi
  • Ana Sayfa
  • Şiirler
    • Arzuhalci Şiirleri
    • Hayalceli Şiirler
    • Sebepsiz Şiirler
    • Çocukca Şiirler
    • Papatyasız Kalmış Şiirler
    • Çocukça Şiirler
  • Denemeler
    • Denemeler
  • Pazar Sohbetleri
    • Ruhsal Sorulara Pencere

Dilekçe Hayalcisi

Dilekçe HayalcisiDilekçe HayalcisiDilekçe Hayalcisi
  • Ana Sayfa
  • Şiirler
    • Arzuhalci Şiirleri
    • Hayalceli Şiirler
    • Sebepsiz Şiirler
    • Çocukca Şiirler
    • Papatyasız Kalmış Şiirler
    • Çocukça Şiirler
  • Denemeler
    • Denemeler
  • Pazar Sohbetleri
    • Ruhsal Sorulara Pencere

çok sesli hiç kişi



Kelimelerle dokunuyor tenime kum saati 

Hayalimde ne çok yürüdüm bu kanat izlerini, yön tayini beklemeden güzelliğine ikram göğsüme serilmiş şiirler birde sulanacak yerler 


Suyun bile sesi var, ateşe hükmeden 

Neyle girilir bu dehlizeki hayallerin ortasında bağırıyor kaptan 

Vira ,


Soluna düşmüş biri, gözlerinden ak kanlar akan 

Hangi yaprağa emanet etsin ki sesini 

Kelimesiz uyusun içindeki dirilmiş hiç kişi 

Gölgesinden çiller çağırıyor beni 

İki yönüne çiçekler çizilmiş banknotlar dolu elleri 

Nasılda az boyu, boynunda dünyadan iri gerçekleri 

Koşup yetişse dumanı dağılan günlere ki 

Abdestini bozuyor yelkovan her iniltide 


Kaptan suskun 


Cenk taburu tam hiç kişi 

Karşıda sesleri ve cesetleri ne çok yok kişi 


Çocuk dalgın 


Üç kez vardım bu vakitte, ne çok susamış gözleri 

Üstümüzde dönüyor bu alemin gerçek sahipleri 

Küçük parmağım olmaz bu iş böyle dedi, yazılı bir mektuba söylerken gerçekleri 

Hangi borozan bölecek bu cemreyi cengin tam kenar yeri 


Gölgeli kelimeler meydanda 

Tenime değen seslerle 

Kanadından okuyorum tüm dirilere şiirler 


Mesai bitimi 


Çocuğum çocukça bir dilekçeyle 

Tan yeri bölmüş ekmeği 

Çeşmede akmıyor sevdanın rengi 

Haydi göğsünde ısla, gözlerinle böl, kelimelerinle bölüş dilekçemi 


Çocuk işçi, Arzuhalci 

Taşlara papatya çizmeyi öğrenmeli



yansıma kaynak yansıyan



Kaldırıma nereden başlanır bilmiyorum 

Ortasından yürürken köşelere düşüyor gölgem 

Üç hal buluyorum bekareti karşısında sabahın 

Bulmak demişken çiçek yaprakları hangi yöne düşüyor, 

İrini cebinde taşıyan annesinde süt, helalin de yoğurt arayan erler bunu neden bilmezler


Yansıma, kaynak, yansıyan 


Henüz karışmadı tanrı bilekleri şehir sokaklarına ondan mı cesareti ikinci harfi yazıp birinci harfi sonradan yazan kaynağın


Değiyor ve süzülüyor yansıyan 

Kör sevişmiş yuvaların çekili kepenkleri ağlayan duvarlarına 

Hal bulmak için açmış bir adem tüm duvarlarını 

Fabrika işi, işlenmiş çiçekler koruyor gözlerden haneyi, kaynak deyince değişken bir ses oluyor 

Fabrikalarda hayal edilmeyen renklerle 



Ne de Latif yağıyor 

Kaynağın dokunuşu yansıyana sura üflemekle görevli meleğimi çağırtıyor ne, içinden yağmurlar geçiyor pervazlarda sevişen kumruların 


Yansıma kirli ve temiz, iyi ve kötü terazi koymadan ne de misafir sever 

Tüm olup biteni söylemeye çalışmadan göğe geri dönen toprak gibi resmediyor alemi 

Alem ki içinde cevheri ademin


Yakıcılığından bahsedecek kimileri az sonraları 

Bugün nefes almayı unutmasınlar diye 

Fabrika dumanları kirletmeyecek içimizi, yuvalarda makine sesli kadınlar bağıracak, yenisini işlemeyecek insan çiçekli cam örtülerinin

Ve bilmeyecek kimseler kelimeden çalınmamış unutulmuş harflerin hangi gölgeye ikram edildiğini 

Yasal takibe düşmüş gölgesi ile bir adem

Kaynaktan kaynayan yaşam seslerine susuyor delice



Şehre intikam yolunda oğlak sesleri



Kısrak kozalak kızıl deryada gezip dursun

Yaprak saçıyor zemheriye üç kollu kedi 

Köylü kum saatine bakıp 

Veresiye yazdırıyor gönül defterine 

Bilmediği o kelimeyi


Şehre intikam yolunda oğlak sesleri



büyük kelime



Kırklara karışmış kırk geceyi kırk gündüzle terbiye ettim 

Ne büyük kelime terbiye 

Kırıklarımdan çıkan sesi bastırsın diye tahtalar sarıyorum 

Leğenler bile dikilirdi büyüdüğüm evde 

Şimdi sızan gölgemi neyle dikerim bilmiyorum 



Toprakta durak semere göz koyup gözden düşünce sarmışlardı ilk kez solumu 


Sonra bedenlerin sarıldığı gördüm uçsuz veda bezleriyle 


Bir ara cebi olmasın dünyanın dediler giydirdiler gömlekleri 


Işık sızmıyor içeri, her şey tastamam şehir olanca hikmetiyle gizliyor beni 


Şimdi bu kırık iniltileri neyin nesi




semerin altındaki yokuşa



Beni ateşe çağıran donmuş dalların uğultusunda duyuyorum ilk sesimi 

İzler yok, değersen dokunulmamış toprağa ateşten medet yağdırsın yok eden kelimeleri aynaya 

Bu sis dilsiz ediyor yüreğimi 

Alfabelerden çıkan yön tabelalarını kabule el vermiyor arzuhalci halim 

Ki, şiir divanına ulaşırsa hiçliğim 

Musayı beklemeden dağılır gözümdeki irin yüklü dağlarım 


Aklım erseydi semerin üstünde mi beklerdim 

Kanat çarpmış küheylanların gölgesi yağarken yüzüme 

Yamaç bir bahçede bu semerden düştüm diye inlemezdi gençliğim 


Ermedi dönenmesinden döngü bulmakta memur olmaktan kaçındığım  bu alemin seslerine gönlüm 

Ve diledim yakmadan içimdeki kuru kırgın bahçeleri 

Çiçek kokuları taşırım her bahar ayrı bin bir hecede 

Sonsuza...


Cadde üzerinde kör sokakta son merdivenden inince 

Son arzuhalci bu semtte dirilmiş ilk gemi dediler

Bileti yok, kalemi kırık, abdestini tazeliyor kasabalılar 


Ve çıktım ruhumun üzerine son kelimelerle 

Kendimi okuyorum




gecenin çeşmesine



Ömür,

giyilen al terlik erler yönünde 

Şiir, 

Kanat izi melekler yönünde 

Nereden seslensek yankısı gönülden duyulur bilinmez 

Çeşme başında yıkanmayı bekleyen eller gibi kimi gece




topraksız tohum arzuhalci mermerinde


Tohumu toprağa geç attın diyen tanrı gibi sesler 

Çiçeğe durmuşlara tezgâhta yer ayıran erler 

Ki cemre düşmezse alnıma 

Nasıl çizeyim nefesime bin adından saçılan ışığı 

Dedi bir çocuk, kirlisi asılı dururken ipte 


Yetişebilseydi arzuhalciye 

Çevirecekti içini dünya diline




hafta tatili arzuhalci mesaisi


Yaşamayı öğrenirsem 

Ölmeyi de öğretir mi yastıktaki izim 

Çift çizgili bir yaşamı giyip dalıyorum taşların gölgesine 

Libaslar giyer miyiz dirilirken de 


İçimden açıyor ovası 

İnsan çiçeği buruşturmadan nasıl sarılır ki

Göğsünde kokan gözümde yaş 

Gönlümden akan çiçekler için tutulmamış yas



İzi kalmış tuşlarda bir alem 

Kim indi yerinden benden önce 

Köşeden dönen çocuk iz düşümünde güvercinlerin 

Sehpasına diziyor tüccar insan kasları 

Bıyıksız kediye yer vermiyor ışıklarda hiç kimse 


Çizgiler diyor birisi 

Abdesti bozan sokak ortasında bir meşk sesi 


Yaşamayı öğrenmeden nasıl dirilir ki

Yetişemedim arzuhalciye 

İçimi kim çevirir dünya diline


Tedavülden kaldırılmış yerlerde 

Dünyada geçersiz cemrelerce 

Şiirse şayet kuş sesleri yetmeli




Aşk Kadın


Bir kadın çizin gökyüzüne 

Her şeyi görebilen 

Kimseler görmemiş bir kadın 

Ihlamurların çiçek açtığı vakitlerde 

Beyaz haberlerle gelen 

Haydi Aşkın esintisiyle bir kadın çizin


Kum Saati

 

Kum saati içime doluyor çiçeğim 

Yurduma çivilenen rengin diyorum 

Sesine yakın perde aratmadan dört kollu haydiler besliyor 

Çekip sol cenahtan paslı yerleri senli yerlere bırakıyorum 

Hazır oysa bir kadeh içinde kir pas nasipsiz lügat

Sen yağıyorsun ya kevser oluyor yollarım 

Dakikadan az kalıyor artık 

Harman yerinden sesleniyor çekiç

Bırakmıyorum ihtimale

Kum saati seni seviyorum 

Şehre gözleri yağdı bir kızın 

 

Saçları yıldızlar süslü bir kız ağladı hiç susmamaya 

Şehrin korkakları camlarda 

İrin yolları tıkalı sokaklarda yer altı kokular 

Son söz damlıyor abdesti bozuk çatıdan 

Gök yine kabarıyor lügatlarca

Aşkın gölgesinden kanat çarpıyor birkaçları 

Oyundan çağrılmış topraklar göğe gidiyor 

Merdiven çoktan hazır 

Hırsız kelimeler kahvaltı saatinden 

Jelatini sallıyor rüzgâr 

Eskiler kayboldular yeniler nerdeler 

Şehre gözleri yağdı bir kızın 

Köşede bir bilge nine 

Baharlar içine dönenlerin türküsü dudağında 

Ne razı yardıma ne duaya 

Değnek çalıyor kaldırımlara 



Köylün Olayım

 

Müsaade etsin yosunlar 

Sar beni kanatlarından 

…

Köylün olayım 

Sor beni, vursun yüzüme rengin

Eylen hele zaman, söylesem türkümüzü

Vuslat bilmez mor çalmış ellerimden sor 

Çiçeklerinden gizli 

Yön bilmez hayalin göğüme yaslan öyle sor 

Var çekme sesini el et âleme 

Dursun yerinde gölgemiz 

Adın bilen âlem 

Kanat bükmüş yol soruyor 

Az ötede yaprak saklıyor senden 

Ey can içre

Köylün olayım 

Adım sor  




Arzuhalciden Taklif Kelimelerle İtiraz

 

Çarşaf satan tüccarlar gibi bak diyorlar 

Çarşafları değiştir rüyaları unut 

Terli telaşların kör dilencisi gibi yaşa

Hadi len çekip dünyaya, koşuyorum sana 

İçimdeki çocukların elinden tutup izliyorum seni 

Göğümü değiştiremezler biliyorum 

Adın diyorum ey dilekçemin adresi, gönlü gök kokan hasretim 

Özlüyor ve seyrine ruhumu işliyorum 





Dilekçe Çagrısı

 

Harman yerine çağrılmış bir sabaha koşar gibi gidiyor aklım

Sesin, nerden geliyor ruhuma dileğim

Şu misafir senden midir?

Sorsak söyler mi kentleri 

Dilesek getirir mi dilekçemi 

Sabaha değil yaşamaya uyanmış gibi yüreğim

Takvimlerin, içinde kendine varmayan geçişlerin sayılarına aldırmadan sesin kokuyor hülyalar rüyalar




Mendilden Dökülen

 

Dört harf tek heceden ibaretken sesim 

Karışmaktan yapılmış yağmurlar getirmiştin 

Terazisi bozuk sokakların rengine çalan 

Hepsine isyan cebimde saklarken mendilini 

Vakitlerden haber verirdin 

El uzat

Dur 

Dön 

Söyle 

Neredesin

Orası ki notaları kalu bela 

Sokak başı bayat çay 

Tebalaya yazmışlar ismimi 

Yasak

Ki çağırdı beni nasılsa gece sabahı

Kapı önleri bayram çocukları 

Burası sahiden neresi

Kaçında yaşamın kum tanesi 

Bir akşam vakti 

Dilekçesiz çiçekli 

Aşkın Lügatı



Adı Yusuf olmuş  

Züleyha olmuş  

Leyla Mecnun  

Ölmeyen  Dirilten  

Dirildikçe öldüren noksanları   

Buralardan ötesinden bir ses bir ışık  

Hakkın tecellisi  

Var oluş müjdesi  

Karanlık duvarlara 

Aşk saçan harfleri  

Tüm sesleri sağır eden ses  

Bilinenleri bilinmez  

Bilinmezlere talip olan  

Harflerin hecelerin yetersiz  

Duadır çaresi  

Bir kapı  

Bir ses   

Susmak ve dua..   

Aşk...  


Merhamet ey Rab  

Aşk ey Rab  

Yalnızca  Aşk 




Aynada dilekçe sesleri

Tariften öte izaha kürek çalmak çapa vurmak sanki 


Çölün ortasında bir gemi ne dalgası ne eri 

Götürmez gönülden öte vuslata hiç bir alın teri 

Aşk şehrine yağarken ellerinden

Mektepde Elif Lam Mim 

Sofrada tanımsız cisim

Aynada dilekçe sesleri


Adem tarlada arıyor 

İki yaşam arası Havva'dan gelen sesi




Gökten dolduruyor ibriğini sevgili

İkindi ayininde çamurdan laaa sesleri

Son sefer ilk durak

Beni bağışlama tanrım 

Şehrin sokaklarında seviştim geceyle 

Meryemi söğüt gölgesinde sordum 

La dedi kuzeyde senden asılı duran

Yetinmedim sordum, ürkekçe bakanlardan fısıltılar 

Sarhoş ışıklardan karanlıklar 

Az daha yukardadır isa dediler ,doğurganlar ölüler, kaluda belalar 


En iyisimi konuş benimle 

Yahut al elimden kalemi 

Soğuk döşeklerden peydahlarken kendimi 

Avluda buldum gölgemi 

Selamı vermeden tüketmedim elbet 

Son sefer ilk durak 

Doğunca Aşk yeniden yaşamak 


Üç merdiven çıktı cesetim üstünde son çırak 

...



Beni bağışla yada Tanrım 

Ateşimi rüzgara sen diye saldım

Harf nedir bilmez iken heceyi eritecek ateşin keşfine daldım 



Bu bahçede çiçekler 

Göğsümde açan alfabe den arzuhaller 


Sen beni bilmez misin Tanrım

La dan kalu ya

Rahle rahle anlatıyordu kum saati 

Çamura değmek istersen çevir gönlünü der gibi , toprak ve sen 

Yetmiyordu elbet erişmek için eriyen hecenin şavkına elimdeki gök izi 

Daha başka sancılarıda var harflerin

Karıncaya değen ateş topu

Mevsimi doğuran masumiyet 

Esen ama susmayan, harfin başlattığı yangın

Dökülürsede kumdan geçmiyordu yaşamın izi 


Yaşamaktan yapılmış bir ses

İçimde sırasız alfabe 

Ruhuma dökülen çok sesli dilekçe 


La dan kalu ya başlayan 

Yeni bir lisan ile 


Telif Hakkı © 2026 Birdağköylüsü - Tüm Hakları Saklıdır.

Destekli

  • Arzuhalci Şiirleri
  • Hayalceli Şiirler
  • Sebepsiz Şiirler
  • Çocukca Şiirler
  • Papatyasız Kalmış Şiirler

Bu web sitesinde çerez kullanılır.

Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.

Kabul Et