Kalkıp gidiyor yerinden bir yıldız
Üflerken genç sesli kelebek kanadından şarkıyı
Sürgünün sesi karışıyor, göğsünden sevda soluyor gecenin şiirine
Sofası ve sofrası boş köylü kilit vuruyor bezlere
Üç kez
Çevirirken gölgesini aynadan
Son bir ses dileyen kaldırımın köşesinde yitik anne
Anneler aşk kokmuyorsa ( halbuki şiirli rüyalarda )
Ziller çalınıyorsa soğansız patates için
Katlıyor ve kaldırıyor örtüyü
Yanağında yanardağ, soluğunda kül heceleri
Bu çerçili alemin son arzuhalcisi
Kalkıp gitsek ya yıldızın izi sıra
Maraşlı şeyh oğlu Satılmış'ın ardı sıra
Belki bir kervansaraya
Son bir şiir daha okumadan sevişilmiş gibi
Yarım ve yamalak koşturuyoruz dünyaya
Zaman denen rüya
Can evimizden esiyorsa
Göğe soruyor karınca
Bir kanat mayayı
Taş arasında saklamış bakracı çoban
Sonra ekşi rüzgarı gören seslesin diyor gelincik
Gecenin örtüsü yırtık libas desede zaman
Güne arşın sayıyor keçisi gebe olan
Bir geminin saatini kaçırmış tek biletli yolcusu gibi, gölgemin saklı kaldığı limanlara çekiyorum kendimi
Kırışık dünyadan bakıyor bana yelkovan
Orta yerine aşmış mandallar yarım heceleri, hanemin
Yaşamın devrik beyazlarına benziyor
Sözlerimde, yaşlarımda
Ne ola ki
Kitabesiz, imla kaçkını ( bilirsin iste süpermarket çırağı )
Bağlacını çözmeden gecesinden sabahına ömrün
Yarı rüyalı hakikat hâlinde
Son kelimesini bilmeden kafiyeler yazan, çok rakamlı karartımla ben
Yine;
Yeni yaşlara yeni dehlizlere
Haydi çocuk biletçiye
Zihnimi çalan rüzgar nereye böyle
Henüz yeni çiçeğe durmuş dallarımı ormancıya gösteren gölgelerim
Şehre yeni düşmüş köylüler gibi nedir bu acele
Kırk yeni tas buldum
Kırk kör nehir
Devirdim ne varsa dörde böldüm
İçimde on çocuk, tırnak makasları, devriye gezen memur
Yerlerde damla damla sevda izleri
Tezgahta görüp sevmekle
Dağa gidip yol sorup sevmek bir mi diyor yedisi
Gerisi halaya durmuş nakil aracı hazır
Bir karton bardakla sunuyorlar dilekçeyi
Kırk sabah dinlesem korkuluklardan kanadını hiçe sayan habercilerin varlık veren notlarını
Kurumuş kör gönlüm nasıl coşar ey deli
Üç dilek üç ağza üç gönüle
Minareden sesleniyor haydi felaha
Çocuk çık kendinin üzerine ve söyle
Gönlümün derinlerinden olan kendimi çiçek vaktine müteakip gün batımına
Bu kaçıncı sela
Çözülmemiş haritada ki nota izi
Çizilmemiş resimdeki damla sesleri
Kanatlar diyorum bayım
Kaç bahar biriktirir gölgesinde
Gönlün gölgesi olur mu ?
Diye sordu sokak lambası altında zifiri
Kışın ortasında, içimizde mağlup edilemez baharlar !
Dedi yaz yağmuru
Örgüsünden yayıldı çiçek sesleri
...
Ciğeri delinmiş güvercin
Merdivende karınca sesleri
Gürültülü dünyanın en masumuydu oysa
Bir yanı karanlık bir aydınlıktan kızıla batan güneşi ile dünya
Bir yanı ak gerdan gibi göğümüze gönlümüze çizilmiş bir sonsuzluk
Aşkın tutsak olduğu coğrafyada
Kaç harf kaç hece yeter ki tarif etmeye
Bekleriz Aşkla tanışılan köşelerde
Gün geceye
Gece aydınlığa hasret çektikçe
Şahit tuttuk gitmeden güneşi
Hasret bildik doğan ayı
Söz verdik
Aşkla gelecek bir sabah güneş
Aşkla doğacak bir gece ay
Hayranlıkla izlenilenin ;
de haydi git dediğini duymadan oturup bi yamaç kıyısına
Sessizce izlemek beklemek bir kaç damla rahmeti
Sesleri getirip susturan esintiyi duymak sağır olmak
Rahat vermeden içinde onlarca taneyi taşıyan bir beyazlar bütününe geceyi anlamlandırmak
Garip bir şey insan olmak neydi görev neydi hakikat
Ne ses ne damla ne beyaz haber
Düşüncesiz düşünce görülmeyen körlük
Gece ve anlam
Biraz susuş biraz dilsiz ve sağır oluş
Geceye anlam bulduran
Beni bensizliğe bildiren
Beyazlar içinde damlalar göçü
Yer yüzünde gezinen tüm parmakları kalbimde gezinir hissederken
Sesinden şikâyet edilen kanatlının lügatından duyulan isyanı
Yüreğimde hissetmeye çalışmak bu
İnsanî kelimelerin oluşturduğu hiç bir metin izaha yanaşmıyor
Söylemek hayli imkân dışı
İzlemek öyle keyifli sessiz çığlıkları
Eylen bir haber ver bırak bu isyanı
Söylen bir ses ver terk et bu sessiz şarkıyı
Haydi korkma tut döş kemiğimden
Aşkı kıskandıran dansa uzat ellerini
Bilirim güldün mü cennet olur yüreğin
Haydi bağır içindeki tüm kalanları
Özlemim özlemine dek düşene vakit
Şehrin fabrikalarından sızan duman sarmadan göğü
Kuşlar sabah senfonisini tamamlıyor semtte
Caddeler inmiyor sahile bilirim buralarda
Ve ihtilal haberi gibi kesik kokuları var köşelerin
Sigarası yarım kalmış esnaf bakışları arasında
Camda güne konu olacak havadis bekleyen kadınlar radarında
Yürüyüp gitmeye çalışıyoruz duyurmadan sohbeti kuşlarla
Tam oldu derken duymadı kimse derken acı bir fren sesi ile bozulan hayalde göz göze geliyoruz
Elinde fırın poşetini taşıyan ekmeğin sıcak köşesini tırtıklayan çocukluk özlemiyle
Geçen raylı taşıtın iğrenç sesiyle kendimize geliyoruz
Yetişilmesi gereken yerlerin varlığı hatırlatılıyor semtte
Bordrolu kimliğimizle yürüyoruz
Ve biliyoruz
Sevda adına nişaneler yok artık bu semtte
Olanları çoktan ticaret hane haline getirdi kalbinden çok cüzdan meraklısı ( adamlar )
Tam olacak diyoruz kuşlar hiç susmayacak hayal bu sefer son perdede canlanacak
Bir şiir yazacak köşede elinde çiçek yağmura aldırmadan bekleyen çocuk titreyen dudaklarına yakışır bir cümle bulacak
Birden aklımıza geliyor onlarca sene aynı kaldırımların aynı taşlarını ezber edip bir adım öteye geçemez oluşumuz hiç ayak izi bırakmaya hak verilmemiş kaldırımlar geliyor dile
Kimlik sorulmuş, memuriyet belgesi istenmiş çocuklar geliyor yamacımıza sohbete
Sigortalı işleri olmayan hayal ekmeğini bölüşen çocuklar onlar
Kuşlar şimdi gitmek saklanmak üzere
Şehre şimdi cüzdanları kafaları kalın insanlar ayak basıyor
Ve köşeler kalabalıktan geçilmez halde
Yine de bir başka sabaha söz veriyoruz
Bordrosuz Aşk işçilerine sohbet bahsinde
Aşksız ve banka dükkânlarıyla dolu yerlerde
Yine de pes etmiyoruz
Gökyüzü Aşkın olana dek hayallerimizle
Bir sabah titreyen ellerde çiçeklerle
Dudağımızdan çıkıp sonsuzda duyulacak bir şiir hayaliyle
Dinlemiyor beni zaman ey kadın
Geçip gidiyor diyorlar yaşından şikâyetçi olanlar
Dur diyorum öyle bekle
Taş bekliyor ocakta kırılacak
Mandal tutmuş kirler öyle bekliyor
Kırmızısı karışmış şiirlere yudumun
Masamda yazılacak sen öyle bekliyor
Hadi yarınlar var gideyim tut elimden
Kendime…
Durmuyor sevdiğim âlem durmuyor
Taş çalıyor masada o yeni erkek
Kelimesine akıyor kızın sesi
Beyaz kahve kırmızı mavi
Dört demir çekiyor beni
Nöbetçi mi bilmem ki
Demdim işte beni de götür
Yarın benim doğumum
Ey kadın sana yar olam
Sar beni
Ruhumdaki karanlıklardan sebep ateşle sınanan ev aydınlığı tütsülere birde ben ekliyorum gelmesi gereken yerler listesine
Hükmedemiyorum tıpkı sabahları dile gelen hülyalı rüyalarım gibi gölgesine
O yansıyor ben duruyorum kör ebe oynayan çocuk gibi sandalye üstünde
Varıp yastığa bir hal bildirmek için yeter diyorum geceleri âşıkların olur şehirler
Sende kendine tüteni haydi söndür geceleri senindir
Sabaha köz tutmuş uyanmamak için bu veda
Yoksa hangi rüzgâr dindirir sesini
Yastıkla gölgen arası saklanan bu yaşamda kimin
Nimette leke kadında şiir erkekte irin diye duran bu şeyde nesi
Neler söylüyor ve kimin kelimeleri
Hangi yurtsuz postacı getirdi bu yaşamı
Ne dinliyorum diyebilirsin
Tütsü söndü diye cennetin kokusunu söyleyenleri akreple yelkovana teslim edecek değilim
Her şey böyle başlamadı
Yarım kaldı şiir
Girdaplarımda ısıtılmış kelimeler oturmadı sıralara
İhtilal çağrısı değildi muradım
Kurutulmuş bir gül kadardı hayalim
Yürüdümse varamadım eşiğine sesin
Masada şiir kaldı
Toprakta sesim
Geçip giden günde hüvviyetim
Şimdi çok sesli tütünü şahit biliyorum
Kaynayan kazanda yer edinecek kelimeler çağırıyorum caddeden
Seslendimse de sayılmadı sualden
Ezberlemiş yaşamdan arda kalanlarla ibrik tutuyorum gölgesi değmemiş sözlerime bir gece
Güvercinlerden sual edilen yerlere getirdiler
Sesindeki cemreye susamışken,
Bileğinden tutamazmazsan Aşk diyen bir diğer şah ritmini,
(göğe çiçek eker gibi)
Doymaz yüreğin deyiverdiler
Mektuplar saklı örtüyü masaya rapt eden hayaller arasına buyur edip
Olup bitene izah sorgusu bilmeden
Dumanı; seher vakti dağlardaki kavuşmalardan
Kokusu; geçtiğin sokaklardaki ıhlamur cennetinden
Tadı; köşelerde beklemiş sevdayla sulanmış
Kalbini gözlerinden gördüğüm saniyelerden
İnce gönüllü çay tutamacından sordular adımı
Saat sayı bilmez sözleriyle, el kaldırmaya müsaadesiz yön tabelasına haydi derken
Sen gönüllerden lütuf şiirlerin habercisi gözlerle seslendiler
Kanatlılar dilinden
"haydi, bu gece bir yudum"
Bir bardak aşktı niyazım
Mum uyudu ateşe, ruhumdan sen aydın
Tariften öte izaha kürek çalmak kürek vurmak sanki
Çölün ortasında bir gemi ne dalgası ne eri
Götürmez gönülden öte vuslata hiç bir sebep
Aşk şehrine yağar ellerinden ademin
Sonsuz bir Aşk havvadan gelen sesi
Dün dizindeydim çocuk, al fa ve besini arardım
Bir rüya de urganım sabah doğana akşam yetişemeden gidene
Kaç yurt çiğnedim hangi yurdun ismiydi gözleri
Ayağımız yerde değildi anladım almıyorlar mı şiirleri pilot amcalar
Ve vermiyor mu cenneti örgüsünde taşıyan kanatlılar
Çocuk bişey dersin sen
Geceye doğar mı güneş
Adını söylerse çözülür mü cennetin sesleri
Çizgi çizgi takip için miydi
Bir harfi bilmeden nasılda söyledi
Ya çocuk senin ismin neydi
Bak kelebeğiyle getirdi suları yollara, mektubu yurtsuz postacılara
Çocuk kaç harf gerekti
Uzat okusun gözlerine sarı salkım saçlarıyla ismini
Bir cimcime önüm sıra doğum belgemi işaretledi
Ekmeğin neresinden bölünecegini söylediği vakitleri olurmuş
Beyaz kedinin yol kesip hal sorduğu geçitler olurmuş
Köşesinden bir lokma tadan erleri olurmuş şehirlerin
Ki kacarsak yakalanirdik diyen gerçekleri insanların
Beyazı giyince dağ ve kadın nasıl biriktiyse adem onların eteklerine
Gidenleri de olurmuş güne esince derinden sabahin bekareti
Bir örgü bir kedi bir birde köylü
Kan aktı dağlar eridi
Yol çevirmesinde gözlerine okundu ismi
Giderse asfalt çalacak sazı
Kalırsa şehrin igrentisi kokacak yüreği
Ah ulan kedi senin mamanı kimler yedi
Ve sonra
Dağlarda kadınlar için beyaz
yollarda kediler için levhalar
şehirlerde fabrikalar için cinayet
Evlerde sofra erler için kör lokma
Ruhlar artırmaya doğru akmakta
Bir ekmeği neresinden bölmeli
Annem bana bunu hiç söylemedi
Gün aymış öyle dedi kum saati
Nasıl çıkılır anne bir hayalin koynundan
Hangi su yur içimde akan özlemi
Ruhumda çağlayan sevdayı hangi libas gizler
Kiralık odalarda sabahlamış çocukken
Nasıl gidilir taş kırmaya ekmek bölmeye
Bir fincan aşk dedim
Öyle baktı gözlerime
Yağan kar değilde vuslat olaydı
Bölmeseydik ömrü orta yerinde
Sabahlara bir dilekçe sunaydı
Çocuk ve Aşık
Hayal ve emek
Kaybolmuş sesimde kendini arayan kanatlılar gibi sabahlar
Aynalarda bulduğum
Yağmadan donmuş bir kartanesi
Son lokmayı satacak tüccarı biliyorum
Devletliler geçiyor balkonlarda
Perde arası yaşamda çiçekler
Minare hazırsa da gerçeğe
Beyaz gömlek, her şeyi hak edecek
Çan sesi demişti şair
Dere kenarı, miras yazı
Gözlerinde kumdan kalelerle
Yazıyor şehirliler
Cenneti kurtarmak dileyen şair
Bir kelime de bana ayır
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.