Hiç çizilmemiş resimler gidilmemiş sabahlar var içimde
Üç ayaklı sehpalar kuruyorum bilmediğim şehirlere
Biraz daha sulasın diye yabani otları içim
Göz döküyorum, göz koyuyorum içimdeki zalim sese
İskembe taşımayı sevmem, çıkarıp yüreğimi öyle sesleniyorum
Urgan kısa, yüreğim korkak, sehpa kurulu
Sana yönelsin diye icat ettiğin bu gönlü
İsyanın ve imkanın ortasında çıkarıp çıkıyorum zalim nara atan efendilerin kürsüsüne
Kuş sesi, çocuk gülümsemesi, yan yana iki gölge
Bir sabah yine kendimi kusuyorum
Sevgilerin yazılması gereken beyaz gerçeklere
Tanrım sen çocukları ve aşıkları koru ...
Yedi dağın kırlangıç sesleri
Tohumu taşıyan kanatlı
Yuvası göğsünde dirilen bulut
Cam gibi seyrinde köylü
İçinde açan alfabeden döküyor
İbrik taşmış abdest yarım
Dudağından yakalıyor meleği sen söyle ne yazdın
Yer yüzü kaygan bir halı kanatlıya
Çocuk kapı önü kandırıyor sesleri
Kalemi yok yazgının, ne desin yaşamı katibin
Nere vermeli nasıl dilemeli bu bileti
Ey tanrı
Ölümden önce hep büyümeli mi
Gölgeli bahçede çocuk sesleri
Yolun tam ortasına konuyor bu sabah, şehir bizim
Sonsuzda insan değil bir kuş olsam
Az kişi kaynatıyor ocağını bu saatte, köşesinde bekliyorum şifa aradığım sesin
Var mı bu alemin bir gölgesinde çiçek çizecek yerim
Duman tütmesede köylü zihni çekiyorum sandalyeyi
İnlemek geliyor içimden
Asfalta değen dilim
Yonca, arpa, papatya bölük bölük etti bizi makine
Islak libas, çürümüş saman kokusu soluyorum sol yanımdan
Küfürler eklemeden izaha yanaşmıyor hem cinsim
Açık unutmuşlar sokak lambasını
Gölgesiz yanan ne çok belirgin
Tüm cesaretini toplamış yağmur bulutu gibi söyledim
Oraleti bile bitiyor mu oturduğum kahvenin
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.