Varoluşsal durumun içindeki kendimle, kendime insana yolculuk
Hayat yaşam sürdüğümüz maddesel birçok nesnenin ve görevin kıskacında bize sunduğu alanlardan ibaret gibi geliyor, ne zaman kendi dışımdan sessizlikle insani bir bakışla kendime yönelmeye dem tutsam sorular ve sorulara muhatap tanımlar geliyor zihnime
İnsan;
Bedenin hareket kabiliyeti derecesinde keşif ve deneysel sandığı hayatın içinde en derinde bulunana ulaşmakla Aşk olunmuş varlık
Yaşam;
İnsani kabul ve gereksinimlerin sunulduğu alanlar bütünü
İçsel keşif;
Burada kolay tanım hayli zor. Çok gerilere dönmeden durum ve an üzerinden tasvirin kolaylığından yardım alarak, yaşamsal alanda varlığı devam ettirebilmek adına besin ihtiyacı duyan varlık olan insan için besine ulaşmak ve bünyeye besini ikram etmek görevsel bir hareket. Lakin insan olmanın doğası ve işlenişi yaradılışı gereği besinin özüne ihtiyaç duyuş var sofası çöp özü şifa evet sanırım bu olmalı tabir.
Hayatın devamı için bedensel ve maddesel hareket alanı içinde tüm olaylara ve durumlara bu gözle bakmak gerek hissinin verdiği pencere ile içe yolculuk başlatmak.
Gereksinim ve ihtiyaçları karşılanmış varlık olarak tadı ve özü neden mideye bırakıyoruz.
Ne demek istiyorum, Rab insanı dünya üzerinde yaradılış serüveninde madde ile dolatmış hareket ve düşünce kabiliyeti ile sınıfın en maharetli halini insana sunmuş ve sınava tabi tutmak için bir alan açmış. Pencereden bakılınca durum bu olmalı ama burada da sorum şu Rab yarattığı bu varlığı sonsuzluk da var olacağı ile göndermiş olmalı bu âleme deneysel alana yani insan varlığının tüm dış özelliklerine hatta düşünme ve karar verme soyut alanlarında söz sahibi olan bir tanım olmalı
Nedir bu?
Ruh verilen asıl mucize.
İş bunu bulmakla bitiyor mu tabi ki hayır ya nedir. Tüm hareket alanı ve yaşamsal keşifte insan varlığının asıl acıkan ve besine ihtiyaç duyan tarafı tamda burası ruh.
Neden peki bedensel alanda Yaratıcının kurduğu sistem bize hiç bir şey sormadan eşsiz bir sistemle yenilen besinden özü ve sofayı ayırıp, bize ihtiyaç olanı kendi kategori ve değerlendirme ile sınıflayıp, görevini yerine getirirken.
Yahut görsel duysal keşif sel öğrenimleri kaydet diye sormadan hareket alanındaki kolaylıkları bizde yer verirken insan varlığının bedensel durum içinde varlığını sürdürmesinde kolaylık ve sistematik işlerken
Tüm özün ve gerçeğin hatta o ki sonsuz âlemde insan tanımının tek karşılığı ruh ile varoluş iken
Burada işler neden bu denli karmaşık?
Sınavın büyük sorularından birisi sanırım burada
Konu üzerinde tamamlayıcı düşünmek gerekirse
Ruh asıl öze ihtiyaç duyan katman buranın besini nedir demek delice ve gereksiz görünse de elzemliği çağlar boyu kendini birçok kez ispatlamış
Ruh tüm etki ettiği alanlarda hem karar hem de karar ve durumlardan etkilenen şeffaf bir oluşum Ruhsal alanda besin bulunmaması durumda insan tabiatına aykırı maddesellik dozunun en üst seviyelerine ulaştığı çevrede ve zamanda yeterince aşikâr
Ruh, duygu ve inançla beslenen ve besinlerinin aslında kendi oluşturduğu fazlaca insan zihnini zorlayan bir döngüde
Ruh alanında sağlıklı kalabilmek ve Rabbin verdiği özellikleri koruyup geliştirip hakiki insan olabilmenin yegâne yolunun duygu ve inanç ile ruhu besleyip, bu alanda yine duygunun ve inancın birleşimi ruhu keşfedebilmenin doğru yol olacağına inanıyorum.
İnsan ruhsal alanını maddesel alanlardaki besinlerle beslemeye çalışırsa ne olur yâda besleyebilir mi bence çağın en büyük sorunlarından biri budur
Günlük alışkanlıklar içinde bir sabah yâda daha çağın özellik kattığı Pazar sabahı kahvaltısında insan kendine besin keşfine çıktığında nerde neyle karışılacağını aslen işlenen geçmiş durumsal çıkarımlar üzerinden bilse de yine de yaradılışın verdiği cesaretle adımlıyor bu alanı
Ve işin en büyük ironisi alanları anlatmak isterken üç boyutlu düşünmeye ve yazmaya odaklı iken bazen söz bir kapının önünde sessizlikle ne diyeceğini bilmemekle anlatılıyor aslında.
Daha gündelik bir dil ile
Yaşam içindeki serüvenimizde kendimizde taşıdığımız ruhun gereksinimlerini gözlemlemek isterken bile maddeye takılmanın maddeden öze ana tat ve lezzete ulaşamamanın nedenlerine takılıp kalan yine kısır döngü içinde sorularla ruhtan uzaklaşan olmamak gerek
Bir sofrada kalbe dokunacak neler barındırmalı insan?
Ruh kalp iman besini olarak daha insani bir yaşam için bunca hengâmenin içinde pazar kahvaltısında insan sofrasında neyi bulundurmalı nedir bizi insan yapacak soru tam bu sanki
Gönlün duygunun aklın ruhun tüm katmanlarının ve imanın besini olması gereken ne olmalı soframızda
Soru güzel çıkmışsa söz bitmeli bazen
Sevgiyle …
Anlamı mahzenlerde gizli bir lügat üzerine bir soruyla yazmaya niyetsiz başlamak bu
Sahiden, bu yola kanatlarıyla gelenler var mı?
Arayış serüveninde klinik duruma ulaşmadan kişinin kendi ile sohbetine ket vurmadan sorulması gereken bir sual olduğu inancı taşıyarak sormak arzusu bu
Hayat ve yaşam serüveni içerisinde kimlik belgesinin peşinde koşanlar tarafından tayin edilen, edilmek istenen ve yön gösterilen bu macerada insan nereye kendi kanatlarıyla varır ki?
Şiir ve yazmak tamda buralarda devreye giriyor sanırım üstü kapalı mektupların, şiirlerin, yaşam macerasında kanatlarım olması arzusu duyduğumu itiraf edebilmenin şaşkınlığı
Ölüm ve yaşam tezatlarının, uç duyguların maceranın en köşelerine itilip tozlanmaya bırakıldığı bir zamane yaşam kültürü içerisinde, yeniden nefsi isteklerin kenarlara bırakılıp Rabbe anlatacak güzel günlerin yaşanması emredilen günlerde ramazana oruca şükre kavuşmanın verdiği huzurla yeniden soruyorum
Buraya kanatlarıyla gelen var mı?
Kendi keşfine yolcu olmak arzusu taşıyan, şiiri ve yazılanları yolda bir nefes miktarı iç çekişle dile getirmeye niyetli bir âdemoğlu olma hayali aslında soruya sebep. Sorulanın tek cevap içermemesi keşfe niyetli olunan âlemin tek olmayışına işaret sanki. İnsan yaşam macerası içerisinde geldiği yâda getirildiği noktadan bakınca bazen körleşmişçesine donup kalabiliyor. Ve getirenlerin ilmek ilmek ördükleri ile bakılınca, pencere bulamayınca çatıya çıkıp atıveriyor kendini penceresiz kalışın kanatsızlık olduğunu öğrenmek adına
Vaktin birinde bir söz, bir pencere çizmiştim yine iftardan sahura vakitlerde duvarlar içinde kalmanın verdiği bir iç çekişle
“Aşk orucunun iftar sofrası “ kurulu bahçelerde olmanın hayali bu macerada insana kanatlarının olduğuna ikna için yeterli. Bütün arayış, bütüncül bakış tek ve sonsuz olana Rabbe ulaşacak bir eşiğin önünde yaşama hayali. Kanatsız o eşiğe varmanın yolunu bilen var mı sanmam, yeryüzü lügati “eşik“ lakin maddesel varlığın adımlarıyla ne ulaşılacak ne hayal edilecek bir mevki
Olduğumuz yere kanatlarıyla gelmemiş olmanın bilinci, olmak isteyeceğimiz yere kanatsız varılamayacağının bilinci
Çatıdan düşen, kanatsız olduğunu idrak eden ve maddesel yaşam macerası içinde vardığı varacağı hiçbir yerin sorulan soruya cevap olamayacağı idrakine varmış biri ile iç sohbette kanatları bulup ulaşımı mümkün bir eşiğin olduğunu kendine itiraf eden insanın tezat içeren kelimeleri bunlar
İnsan sıfatını bedenlerde taşıyacak gereksinimlerin, hırdavat medeniyetinden mi Rabbani eşikten mi olduğunu ayırt etmek gerek. Kulluğun acizliğini ve kulluğun mucizesini iyi bilmek gerek.
Yeryüzü bahsi insan, Aşk kapısının bahsi insan nedir bilmek gerek
Ruhuna gökyüzünde gezinmeyi fısıldamayan insan sonsuz âlemde ne ister ne bekler ne umut eder ki, gizlenmiş mahzenlerde bir dille sorulan sorunun elbet cevabı yine mahzenlerin en yaşanası aşkın iftar sofrasında olduğunu bilmek gerekir.
Rabbin insan için verdiği ikilik gerektiren bu serüvende ruh ve bedeni eşit çalıştırmadan sonsuz âlemde neyin beklediğini bilmenin de bir izahı elbet zor.
Ezcümle;
Ruhumun kanatlarının Aşk olduğunu bilmenin
(sahibi Hakikiye Aşk, yeryüzünde vesile olana Aşk) verdiği cesaretle her söylenilen sözün sorulan sorunun yaşamsal döngüdeki çabanın Aşk eşiğine varacak izler olmasına gayretten başka çıkar yol yok
Buraya kanatlarıyla gelenler var mı bilmem lakin;
Rabbe huzuruna Aşka mutmainliğe kanatsız varılmayacağını bilenlerin bildiğini duyanlardanım
Sevgiyle
Ütopik bir şeyler söylemek mi asıl olan niyet önce bunu sordum kendi zihnimde dolaşan kendi duvarlarıma çarpan sorgularım üzerine
Hayır
Büyük sütunlarla yazılmış büyük puntolarla belirtilmiş büyük bir hayır
Sadece çağ gereklilikleri ya da geçmiş dönem kalıntılarının oluşturduğu şeyler olduğunu düşünmeden hatta hissederek birçok soruyu sormaya cesaret ederek neden buzullarda kırılması beklenmiş bu kabuğun ve bir civciv tarafından görev bilinmiş bunu sormak isterim
Sözü düz bir çizgi halinde çekememek ve çekmek bu çabayı gerekli bulmuyorum açıkçası
İnsan varoluş yaşayış ve hisler âleminde bu denli düz ve düzlem üzerine kurulu bir sistemde değil çünkü
Girizgâhın saçmalığından sıkılmayıp devamını merak edenler için
İçine doğduğumuz içinde alışkanlıklar, davranış stilleri, yaşam biçimleri, karar mekanizmaları, ibadet ritüelleri, besin alışkanlıkları, düşünce kalıpları, değer algoritmaları öğrendiğimiz öğretilen yahut karışımlarını bulduğumuz bir serüven yaşam
yaşamı bu şekilde tabir etmek sanırım zihnim için en doğru olan
İçinde gün be gün yeni ya da eski, bilindik ya da en yabancı varlıklarla tanışma şansı bulduğumuz keşifler için ayrılmış bir düzlük hayat ve düzlüğü engebeli hale getiren bizler
Bize öğretilen koşullu ya da koşulsuz kabul ve iştirak sağladığımız tüm öğrenilmişlikleri sorgulamanın insan gönül ve zihninde oluşturduğu çalkantıyı tabire dökmek bir hayli zor
Ki ;
Kendi düşüncelerim ve sorgularımın içeride çarptığı birçok duvar, kriter, nereden geldiği belli olmayan engelleri henüz çözememiş biri olarak soruyorum bunları
Kulluk ve ibadet örneğin en temel ihtiyaç
Okumanın ve araştırmanın gereksinim dışı olduğu, kolay bilginin daha makul daha kabul edilebilir olduğu toplum ve yaşam kültürü içerisinde yaşamış şairin yolun yarısı dediği yaşlara adım atmakta üzere olan biri olarak Rabbin emir ve yasaklarını, nimet ve cezalarını yeniden kendi vicdan ve penceresinden sapkınlık içine düşmeden yorumlamak isteyen biri olarak kolaycılığı yenmek bir hayli zor
İnsan ilişkileri, aile ilişkileri, hayat idame edebilmek adına yapılan işler, çevresel bütünlükler, değer algıları, kabul gereksinimleri, toplumda bir sandalye üzerine sağlam oturma çabaları
Tüm bunlar nereden ve kim tarafından öğretildi bizlere
Hangi İlahi öğreti yada kültürden
Kendi söküğünü kendi diken birçok savaş birçok yoksulluk ve birçok zorlukla yaşamış peygamber ümmeti dairesinde olduğunu iddia eden bizler yahut ben yaşam içinde neleri kendi adıma görev neleri başkalarına görev olarak görüyorum hangi dünya ve gönül âlemindeki işleri kendi heybem ya da başkalarının heybesine bırakıyorum ve bu ayrımı hangi kriterlere bakarak yapıyorum
Sancağı altında toplanma ve şefaatine erişmek için dualarım sözel mi sadece kalpten uzak bir ses mi?
Hangi duygu ve hayat alışkanlığını benimsedim Peygamberin
Ütopik bir varsayımla devam ediyorum
Sabah vakti hiç bilinmedik bir ilçenin popüler olmayan imamı ardında kılınan namazdan sonra yağan yağmurla dans etmeyi bilmeyen
Yağan yağmurla dans edebilecek düşünceye sahip birinin sabah vakti camiye müdavim olmasına şaşıracak
Cami cemaati olan birinin yağmur dansını yapmayacak zihinler içindeyim
Kimin sesi bu
Sacı uzun küpesi var diye kaç insana en ön safta huzur vermedik
Biraz aykırı işler yapan insanları neden hemen kümelendirip kendimizi bilen kişiler ilan ettik
Çitlerimiz görünmez ama bir o kadar etkili ki
Kapalı kapılar ardında kendimizden gizli maddi ve mevkisel tüm çıkarlar için tüm refah getirecek durumlar ve işler için zihin yorarken gökten inen birkaç damla rahmetin müziğine kulak vermeyi abeslik olarak tanımlayacak zihin geçmişine sahip varlıklarız
Daha da saçmalamak gerekirse
Bu kuluçkada görevli olan dişil varlık sıcağı sağlamakla görevlendirilmiş dünya yeryüzüne yumurta kabuğu içerisinde bir canlıyı getirme vasıtası kılınan bu canlıyı biraz daha sorgulamak mesela
Asl olan kırılan yumurtanın kırıldığını görebilmek mi kırılmasına alan açabilmek mi kırıldıktan sonra yine de kuluçka sıcaklığında yaşamayı hayal etmek mi ?
Daha anlaşılır olması için;
Canlıların en üstünü insan yeryüzü bahsindeki tüm olanak ve imkânların kullanımına sunulduğu bu varlık neden kendine bir çit örme gereksinimi duyar
Neden kırılan kabuğu fark etmez kuluçka sıcaklığı zannedip buzullarda Antarktika’da tatlı gelen uykusunu terk etmez
Sokaktan geçen satıcının sattığı ürünü ucuz olduğunu belirten nidaların mahalle camlarında beliren kadınlara cazip geldiğini gördükten sonra yeniden soruyorum
Kim görevlendirdi bu nida üzerine sizi
Elime alıp megafon sokaklarda en popüler şiir mısralarını dünya gerçeklerini ruh ve kalbi besinlerin bedava olduğunu evimizde yahut sohbetimizde karşımızda duran gözlerin içinde kalbe giden bir kapının arkasında olduğunu bağırsam anlatsam kaç kadın bırakır elindeki işini ve cama koşar koşmazsa da olur camı kapatmasa kâfi
Kaç erkek (tavana ters asılası bu erkekler ) bu kadınlara cama gitme özgürlüğünü cesaretini verir engel olmaz
Neden bu denli hem dişil hem erkek varlıkların dünya idamesi adına gerekli sanılan işlevler üzerine dikkati
Neden penceremizden bir kuş girmiyor ve neden sadece rakamlar çıkarlar haz ve eğlence üzerine kurulu bu düzen
Çok merak ettiğim bir sual
Eski dönemlerde annesine ablasına eşine kardeşine abdest suyu döken kaç erkek var sahiden soruyorum kaç erkek var
Dini sınırları aşmadan haram helal dairesi içerisinde aynı ortamda bulunabileceği kadınlara abdest suyu getiren döken kaç erkek var
Bunun tersini yapan birçok kadın vardır çünkü görevsel alışkanlıklar bunlar
Fazla mı romantizm ya da romantizm mi dünyanın bize bizden alarak bizim olan duyguları yerine materyalleymiş duyguları bize nasıl getirdiğini nasıl fark edebiliriz
Sahiden bu kuluçkanın üzerinde oturmak sadece annenin görevi mi kuluçka süresi tamamlanmış bir civcivin öğretilerine biraz olsun geriye dönebilmek adına bakmak istemek nasıl yapılır
Saçmalanacak çok şey var
Lakin sokakta ucuz olduğunu beyan eden satıcıdan ürünü bitmeden ürünü almaya gitmeli
Kendimizden sunamadığımız nimetleri topraktan gelenlerle ağaçtan sunulanlarla yer değiştirme vakti
Sofralarımızda eksik olmasın kuş sütü ( mümkünse en marka olanı ve en uygunu )
Oysaki kuş sesi yeterdi cenneti kurtarmaya
Sevgiyle...
İnsan varoluşsal sancıların içinden geçip varmak istediği yerin neresi olduğunu kendine sormaya başladığı günden, sorunun gerçekliğine inandığı gün arasında yaşadım sanan bir varlık.
Soru sorulmaya yetecek tecrübe ve deney varken daha da dibi görmek gerekliliğini kendine izahsız yaşama sanatına vakıf biri.
“Celladıma gülümserken çektirdiğim fotoğrafın arkasında yazılanlar”
demiş İsmet Özel yaşam içinde kaç kez kendimizi zihin çöplüğümüze idam ettirdik, kaç kez insana bahşedilmiş Rabbani ruhun odalarında gezindik? Kaç kez güldük celladımıza ve sakladık bu anıları en değerli zihin albümünde.
Vaktin ve zamanın getirdiği hırdavat medeniyeti içerisinde bize kendimizi hatırlatan kaç kalbin ruhun varlığına oturup çıkarsız bir şükür ettik. Rabbe gidecek kaç yol çizdik hayal ettik ezberledik özümsedik ve çıktık yola, var mısın ki var oluşsallığına şancı çekmeye niyetlisin dedik aynada görülen aksi sedamıza Tüm bunların gerçekliğinde duyulan bir sualin sordurduğu dur bundan sonrası
“kıymetini bilmiştir umarım”
Kıymet bilmek nedir?
Kendi kıymetini bilmeyen insan neye kıymet biçebilir, öyle bir kum fırtınasının içindeyiz ki gözlerimize yüreğimize Rabbani verilen emanetlerin hemen yanına kendimizi görmememiz için öyle kum parçacıkları doluyor ve öyle özümsüyoruz ki onları
Bu karanlıkta bu fırtınada aynada görülende kim kalpte ki kim ruhta ki kim ve insan kendinde neyle kimlik kazanıyor. Hangisi benim hangisi yabancı
Tüm bunların gerçekliğinde kendimizde taşıdığımız sorgusuz kabul edilen değerler neler, bunca bilinmez içinde kendi kıymetini bilmeyen kendini bilmeyen biri neye hangi ölçüde kıymet vermeye kalkışabilir ki ve sorgulayabilir yâda sorulan bu suale kendinde yanıt bulabilir
"Hararet nârdadır, sacda değildir,
Keramet sendedir, tâcda değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hâc’da değildir. "
Kimin heybesinden arta kalanlarla kendimize bir şekil verdik bir yaşam ezberledik gaye amaç bulduk kimin secdesiyle secde ettik kimin imanıyla iman ettik kim bunlar bizdeki biz olmayan bize benzemeyen bizi bizlikte görmeyen heybe sahipleri?
Kaç kez indik kendi dehlizlerimizin merdivenlerinden kendimizi bulmak adına kimin görevi bu yaşam kimden arta kalan kimin seçeneği
En mukaddes ayda bulunan ve iman ettiği idaasını taşıyan toplumun sokakları neden başkasının kapısına çıkan merdivenlerle dolu. Bırakalım başkalarını nerde ve kime gülümsedik bilmeden bir fotoğraf karesinde ki celladımız oldu bu sözler bir fotoğraf arkasına
Aramanın ilk kuralı kaybolmak sanırım kendinde kaybolmak öğrenilen tüm duygularda kaybolmak seçimsiz gelip hayatın kanunu olan işlerde kaybolmak
İnsan kendinde bastırdığı tüm duygularına kanat takmadan nasıl eder ki iman kime benzeme yarışı bu kimden olur alma yarışı neyi tuttuk neye iftar ettik neye benzedik neydik ne olmalıydık
Efendimizden kaç hal var bizde kaç yaşam kuralı
Rabbin hangi sevgi rahmetini çerçeveleyip astık duvarlarımıza
Korku mu bizimkisi yoksa saf sevgi ile iman mı hangisi?
Nerde aramalıyız kendimizi kimde kiminle neyle nasıl ne biçimde hangi değer cetveline bakarak kimden kaçıp kime koşarak
Zihin çöplüğünün tam ortasında kendine yönelmekte adım sahibi niyeti taşıyan ben ne anlıyorum bu soruları sormaktan ve bende ki bende neler benim ve neler beni benden uzaklaştıran çöplüğün sahiplerinin
"Aşk bir şem‘-i ilâhîdir benim pervânesi
Şevk bir zencîrdir gönlüm anun dîvânesi "
Tüm bunlara deva bir şey var insanda yanmak
İbrahimi yangını kendinde taşıyan kişi olmak varken neden bu kaçış ve benzeyiş
Ateşin bizde yakacak bir şey bulamayacak kadar bu âlemde bir Aşk için yanmaktan neden korkar insan
Şimdi yeniden sorarım
Hangi değer ile kıymet verdik ki sorarız kıymetin anlamını kendimize, yandık mı İbrahimi şekilde bulduk mu özdeki kendimizi
Suali soran narin kalbin karşısında, kendi çöplüğünden yanıt bulamayışın gevezeliği belki de bunlar
"Ateş yakacak bir şey bulamayacak sende: İşte İbrahim olmak bu. "
Özüne dönüp özünde Aşkı bulanlara Aşkla Rabbe kul olanlara selam olsun
Dünya denen cennetin prova sahnesinde insana insanca sorular sorduran kalplerin iz düşümlerine denk gelmek duasıyla
Bu sahnede gereken azim ve Aşkla gökyüzüne Aşkı yazabilmenin duasıyla
Kendini bulup kendi ile Rabbe gidebilenlerden
Aşkı Rabbin katında dünyalıklardan arınarak yaşamayı hak edenlerden olmak duasıyla
Gereksiz tüm görevlerden kurtulup gerçek Aşkla yazmanın ve yaşamanın getirdiği günlere bir ödev bırakarak kıymetini bilmeyi öğrenerek yeniden gevezeliklerde bulunmak duasıyla
Aşkla ….
İnsan zorunda hissetmeden
İhtiyaç duymadan
Egosal ihtiyaçsal değilde
Aksine bütün seçenek ve olağanları değerlendirip kendi adına semasal ve duygusal ayrımlar çizip
Kendi ile bi his olduğuna kani olduğunda ne yapmalı
Neyle neyi siniyoruz hayatta
Hayat ney
Aşk dediğim hakikat neyden sıyrılıp bulunan
Tüm sıfat beklenti kişisel çıkara kapı açacak duygulardan uzak durup yâda en dibine yanaşıp kapılmadan nanik yapıp kapıdan yine kendi alemine duygusuna seçilmiş işlenmiş olana dönünce ne yapmalı
Yani sevmenin yok yok Aşkın var oluşu başlı başına yeten şey değil mi zaten
Kendimle oturmuş Aşkın bilinmez koridorlarına dalma ya çalışıyorum
Biliyorum ordasın ve biliyorum hala benlesin
Sözün ve yüreğin bi gün kanatlanıp gelir umarım sevda ile aşk ile
Gitmek nasıl bir şey
Sabahın sesinden bir şehre inip
Ses vermeyen mabetlerde hal aramak
Kanatlı görüp şaşkın yürekle kendimden sormak zamanı
Gelmek nedir yüreğim
Bu yokuş, bu kalp, bu dost, bu çiçek,
İşte zamanı kardeşliğin
Göğümde sesleri söylüyor çiçeğim
Bir ses versem duyar mı?
Sayaç zaman gün ay bestesiz şarkı
Özlemden gidilmiş kelimeler yuvası
İlticam kime en aziz kimden sesim
Durak kimsesiz sabah yağıyor şehre ben içime koşuyorum
Bir insan köşede doğar mı?
Ben nerde doğdum
Yahut nerde vereceğim emaneti
Ah teyzem nedir sesinde beni çıldırtan delilik
Tutup atmak yok mu zamanın dışına kendimi birde çiçek yürekleri
Bir şehir caddesi inziva
Bir Aşk bendeki köşe
Kaç yıl çocuk kaç zaman
Neredeyim gitmek nedir ben kimim
Bir dostun sesinde kaldı yüreğim
Bir köşede kaldı Aşkım
Beni nereye götürüyorsun çocuk
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.