Dilekçe Hayalcisi

Dilekçe HayalcisiDilekçe HayalcisiDilekçe HayalcisiDilekçe Hayalcisi
  • Ana Sayfa
  • Şiirler
    • Arzuhalci Şiirleri
    • Hayalceli Şiirler
    • Sebepsiz Şiirler
    • Çocukca Şiirler
    • Papatyasız Kalmış Şiirler
    • Çocukça Şiirler
  • Denemeler
    • Denemeler
  • Pazar Sohbetleri
    • Ruhsal Sorulara Pencere

Dilekçe Hayalcisi

Dilekçe HayalcisiDilekçe HayalcisiDilekçe Hayalcisi
  • Ana Sayfa
  • Şiirler
    • Arzuhalci Şiirleri
    • Hayalceli Şiirler
    • Sebepsiz Şiirler
    • Çocukca Şiirler
    • Papatyasız Kalmış Şiirler
    • Çocukça Şiirler
  • Denemeler
    • Denemeler
  • Pazar Sohbetleri
    • Ruhsal Sorulara Pencere

ayini sabahın



Söyleyecekleri var gibi giriyor perdenin kenarında 

Alacakları bu diyardan ve meçhule çağıran

Dans edişini izlerken kanatlıların sesiyle 

Yürü der gibi dokunuyor bileklerime 

Telvenin kenarından can bulan ses 

Aceleci ve tembel sesime bir şey öğret 

Soruların bağ kurduğu zihnimde cevabı örtene sen söyle 

Neyi karalamalı izaha varmadan 

Hepsi bir dilekçe 

Nedir her sabah bu kepenkleri açtıran

Değse keşke zalim efendilerin yüreğine 

Bileklerime değen dilekçe 


⬇️ İlave yahut özde 


Sen bir şiir değilsin 

Değerse mercan bakışları sevdanın 

Ben bir şair değilim 

Açarsa göğsünü cennet saklayan kadın 

Pişen kahve dile gelir bir zaman 

Ve ölürüz yaşamak için bunca sorudan




tanrıdan dans icazeti




Buyruğun yankısı bileycilerle yarışıyor 

Şeritler boyu adım sürmüşlerin

Gölgesinde titriyor fidan 

Çekirdeği çıkmamış çiçeğe koku soruluyor kaşık sesleriyle 

Kaç bin pencere örülmüş duvarlarda aynı resim 

Ve ne çok bakan gürültüye 


Soruyoruz doğurgan tanrılarca 

gökten kim inse dans ederiz kendi sesimizle




Üç merdiven bir evet

  

 

Rakamların uslanmaz öğrencisiydim 

Getirsem kurumuş bir dilek 

Sesinle 

Saymaklar kadar akıl kaldı 

Uçmaklar kadar gönül 

Ardiyelerim gizli dehliz 

Sorsak adresini daireden 

Olmaklar kadar…

Üç merdiven bir evet 

Çöküyor geceye ayrılık 

Çekiyor sesini benden sokaklar 

Göğü giydim desem 

Gelmişler kadar gidenleri de sayar mı peron 

Vaktiyse şayet 

Çocukluğum 

Gül kokan banktayım




Aklımın sonundayım

Gitmekler kaldırımların ucunda 

Merak delerken sahiplerinin gözlerini

Dön ve bekle beni 

Perde kıpırtısı , camda kadın

Adisyon bakışlarında yerlinin


Üçbin altı yüz elli bilir misin 

Çek ipliği kurutmalıklardan desem 

Geçerken ellerinde cennet, kör erler 

Kanat izinden göçmenin şiirini dinler misin


Rakamların uslanmaz öğrencisiyim

Getirsem bir kurumuş dilek 

Sesinle can verir misin 

Saymaklar kadar akıl kaldı

Uçakmaklar kadar gönül

Ardiyelerim gizli dehliz 

Sorsak adresini daireden 

Olmaklar kadar gelir misin 

Üç merdiven bir evet 


Çöküyor geceye ayrılık

Çekiyor sesini benden sokaklar

Göğü giydim desem 

Dur der misin 

Gelmişler kadar gidenleri mi sayılır peronların 


Vaktiyse şayet 

Çocukluğumla kapındayım 


Ses sahibi kıl beni 

Aklımın sonundayım

Sır ve Kanatlı Tan Yerinde

 

Sokağın başından gelen nidadan dökülenlerle başlayacaktım sanki bu şiire

Dağda seyrine daldığımı hatırlatan kanatlı olmasaydı yanı başımda

Tanımlar tek kol aralığı hizadaydı zihnimde 

Tek ve bütün domino taşları nispetinde

Bir söylesem bin düşerdi sese 

Tan yeri ağarmadan koştum sandım

Koştum dediğime aldırma yinede emeklemekden öte değil çabalar gönül dilinde 

Gövdesi alınmış bir şahit bulup diz çöktüm önünde

Onun beni çağırttığını bilenlere selam edelim 

Devlet dairleri hafta tatilinde 

Şahit, sen, sana divane gönlüm ve tan yeri 

Sahi birde şehirden gelen sesler vardı cebimde 

Olasıları, olmayasıcaları söylemekten ar diledim 

Sükunda kavuştum sözün özüne

Şahit ol diyemedim de tütün sardım seyrinde 

Geçelim ey kanatlı bu bahsi sırrım sende kalsın

Korkuları cebimizde çürütelim  

Olur alalım göğün sahibinden 

Hayal dileyip göğsümüze 

Şehre Aşkla inelim 

İşittiklerimizi kelam edemesekde 

Haydi kanat bileyelim göğe

Sevda çekelim gövdesi çalınmış şahitlikle 

Dip diri ölelim aleme 

Seninle varalım gölgesine

Üşüyelim yangın yerinde

Demire Yağan Hece

Tanrının yolları kestiği bir gecede sana gelmek 

Her tanesine söven seyyar birde mora çalan şiir 

Severken her hecesini maşuk birde yardıma gelen azrail 

Şehrin son sokağında dip diri bir hece

Kimi toprak dedi kimi göklerce dilekçe 

Yandıkça yağdı demire her hece 

Sığındım bir çift gözle aşktan kaçarken kendime


Bıyıksız Kedi Sohbeti

Sen Aşk olup yağıyordun 

Kimse inmiyordu sokaklara 

Pusuda bekleyen düşman gibi bakıyor çoğusu 

Kadınlar kirlerinden arındığına inanıyordu 

Çocuklar rahmet diyordu adına 

Adamlar kirlettigin için bineklerini sövüyordu sana 

Mandallar bayram ediyordu balkonlarda tutamaç diyordu her damlaya 

Kimseler yoktu temiz adımlarda 

Korkuyorduk değerse içimize bir aşk eli nerede kuruturduk sahte sevişmeleri 

Son günahı duymuş gibi kapatıp gidiyordu kimileri ibadet edilen yeri 

Kilitliydi elbet son sığınak 

Çünkü çık ve dans et diyordu 

duyarsa eğer içindeki senfoniyi 

Duymazdı mesaiye yetecek alarmın sesini

Ve öylece reyting sayısı oldular bu gece 


Ve

islatamazdi hiç bir derya artık 

onların kağıttan gemisini 

Oysa mektup yazmak vardı şimdi 



Tanrım ne diye yağıyorsun 

Aşkını kurutan şehrin aklı ıslanacak 


Bunların hepsini bıyıksız bir kedi söyledi

Söğüt gölgesi çoban türküsü

Filizlenmiş dalda asılı duran meryem değil mi 

Akan kelimeler kanatlarından gizli bir sandık 

Gebe kalmış aynada sesim 

İsayla sevişirken kırmızı ayakkabılı güvercin 

Sobaya yaklaş duy çarmıhın sesini 

Tek bildiği karganın 



Tanrım kimden diriliyorsun 

Bey çocukları sokaklarda soruyor tılsımla tükenen aşkı 

Söğüt gölgesi çoban türküsü 

Sevişirken alıyor abdestini dağlı 


Yürüdüm ve dirildim 

Ölümümden anlaşıldı ibrik tutmadığım 

Aşkıyla kıldım ilk intiharımı

Oraletsiz Yaşamaklar

Yetmezmiş kafesi çocuğun, gökyüzü çeken iplere 

sesinden saçılan uçurtmasında yıldızlar saklı kızın 

Durduğu yerde iki aynı gölge 


Tanrım artık oraleti yok dükkanların


Şiir demiştim biraz dilekçe biraz aşk biraz bilindik biraz yabancı 

Şimdi elmayı göğsümde yeşerten iki mercan saati 

Kırıp aynadaki aksimi beni doğuran elleri

Yayılsın sevdanın ilk sözleri 

Var aç sen yediden yeniden tüm göğün pencerelerini 


Tanrım dükkanlarda oralet olsun 

Tanrım yeni bir dil olsun 

Tanrım kaynayan kaynakların 


Uçurtmamızda yön tayin eden sesin olsun 


Ki deldi göğü bir cimcimenin gözleri

Küçüğüm

Küçüğüm ,


Eşikte karşılarken seni dipdiri ölümler 

Eğermiş başını göğe damlalar 

Ve söylerken şarkımızı 

Mayası tutmamış sözlerinle kanatlılar 

Aleve ateş taşır

Yağmura ıslaklık sunarmış 


Küçüğüm yaşamlar getiren göğe uzanırmış arzuhal

karıncanın gofreti

  


Kumrular sabahların hakimi 

getirmek için hakikati 

Götürdüler musalladaki son gofreti


Kumdan şikayet bilen ademler merdivenlerde 

Makamdan kaçak köylüye sorguç yelkovan 

Onbin asker bir yuvada 

Tek adım; Aşkta 


Adın bilen seher söyledi 

Aşınca şu dağı sevda 

Görünür cennetin kanat izleri



sol cenahtaki sela

  


La dan geçmeyecek göz varsa yelek cebimde 

Arsız tövbeler biriktiriyorum 


Elbet gölgesi düşüyor omuzlarıma 

Kaybolmuş asa kimin umurunda yeniden doğurmak yağmurları 

Tanelere ağlıyor



Hüvviyettim sol yanında 

Yüreğime oku adını 

Devlet dairelerine inanmıyorum



Telif Hakkı © 2026 Birdağköylüsü - Tüm Hakları Saklıdır.

Destekli

  • Arzuhalci Şiirleri
  • Hayalceli Şiirler
  • Sebepsiz Şiirler
  • Çocukca Şiirler
  • Papatyasız Kalmış Şiirler

Bu web sitesinde çerez kullanılır.

Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.

Kabul Et